Merkeze bağlı Harman köyünde yaklaşık olarak 30 yıl önce Ozan ve Çetin aileleri arasında çıkan husumetten dolayı 3 kişinin yaşamını yitirdiği kan davası barışla son buldu. 1979 yılından beri devam eden kan davası hafta sonu merkeze bağlı Harman köyü İlköğretim Okulu bahçesinde düzenlenen törene iki ailenin büyüklerinin bir araya gelmesiyle son buldu. Düzenlenen törene Vali Erdoğan Bektaş, İl Müftüsü Dursun Ali Şeker, İl Emniyet Müdürü Süleyman İlhan Acaröz, Muş Şeker Fabrikası Müdürü Cumhur Mehmet Demirtaş, Bitlis Norşin ilçesinden Şeyh Nurettin Mutlu, Bitlis’ten Şeyh Nimetullah Ayte, Yaygın ilçesinden Şeyh Mustafa Bingöl, Ozan ailesi mensupları, Çetin ailesi mensupları ve çok sayıda kişi katıldı.
VALİ BEKTAŞ, “BİZDE SORUNLARIMIZI KONUŞARAK ÇÖZECEĞİZ”
Barış törenine katılan Muş Valisi Erdoğan Bektaş, Allah’ın insanlara konuşma kabiliyetini verdiğini belirterek, “Allah bu kabiliyeti sorunları çözelim diye vermiştir. Biz de sorunlarımızı konuşarak çözeceğiz” dedi. Kan davaları sonucu insanların birçok değerini yitirdiğinin altını çizen Erdoğan Bektaş, “Kan davalarıyla bu geniş dünyayı kendimize dar ediyoruz. Bir kısım insanlar yurtlarını terk ediyor, bir kısmı hapis yatıyor, arazilerini kullanamıyorlar. Sevdikleri arkadaşlarından uzak kalıyorlar. Özgürlüklerinden, mallarından, canlarından oluyorlar. Kan davasının bu kadar ağır bir sonuç getirdiğini hepimiz biliyoruz. Buna rağmen her gün yeni bir kan davası başlıyor. Aklımızı, vicdanımızı, dinimizi, insanlığımızı kullanıyoruz ama bedeli ve sonuçları bu kadar ağır oluyor. Bu olaylardan niye vazgeçmiyoruz bunu anlamakta zorlanıyorum?” diye konuştu.
MÜFTÜ ŞEKER, “İRADE VE ÖFKE AKLIN KONTROLÜNDE OLMALIDIR”
Barış töreninde kan davalarına yönelik bir konuşma yapan İl Müftsüsü Dursun Ali Şeker, irade ve öfkenin, aklın kontrolünde olması gerektiğini belirterek “İrade ve öfke, akıl yönetiminde olmalıdır. Olmazsa ciddi olaylar, dayanılması, sabredilmesi, tahammül edilmesi zor hadiseler olur. Öfke, namusumuzu, iffetimizi, vatanımızı, toprağımızı ve şahsiyetimizi korumaya yönelik bir duygudur. Ancak aklın güdümünde olursa sonuç hayırlı olur, iyi olur.” şeklinde konuştu.
Konuşmasına devam eden İl Müftüsü Dursun Ali Şeker, yaptığı konuşmasında “Harman İlköğretim Okul bahçesinde düzenlenen törende kan davası üzerine açıklamalarda bulunan İl Müftüsü Dursun Ali Şeker, “Resullahın ahlakını kokusunu taşıdırlar. Kardeşliğini aşıladılar. Ve insanların gönüllerine ve kalplerine. Merhum Mehmet Akif “Ey gitme yolcu beraber oturup ağlayalım elemim bir yüreğin karı değil paylaşalım” biz bu elemin sonunda gelinen sevincini paylaşmaya geldik. Camiler ve din görevlileri haftasındayız. Üç dere köyünün barış töreni de 19 Temmuz 2009 Pazar günü gerçekleşmiştir. O gece Miraç Kandili idi. Bu günde Şevval ayının 14’ündeyiz. Kutsal Hac ayları içerisinde bulunuyoruz. Dolayısıyla bu mübarek günlerin hayırlara vesile olmasını bu barışın kalıcı olarak devam etmesini Yüce Rabbimizden diliyoruz. İnsan hamurunda klasik eski kaynaklarında ifade edildiğine göre 3 özellik ve hassasiyetlik vardır. Bunlar doğuştan vardır ve hamurumuza katılmıştır. Birincisi iradedir yani şehvet, 2’ncisi öfke yani gazap ve üçüncüsü ise düşünce yani akıldır. İrade ve öfke aklın yönetiminde ve güdümünde olmalıdır. Olmasa tabi olaylar dayanılması sabredilmesi, tahammül edilmesi zor hadiseler olur. Şehvet dediğimiz irade yememiz, içmemiz, evlenip, mal, mülk ve çoluk çocuk sahibi olmamız bu özelliğe ve hassasiyete bağlıdır. Öfkede namusumuzu, iffetimizi, vatanımızı, toprağımızı, haysiyetimizi ve şahsiyetimizi korumaya yönelik olan bir duygudur. Ama aklın yönetiminde olur ise sonuç iyi olur güzel olur. Aksi takdirde ters şeyler olur. Üzücü şeyler olur. Çevreye bizi rezil edecek, dünyaya rezil edecek hadiselerden kurtulmamız mümkün olmaz. Aklında doğru karar vermesi için hoca efendinin okuduğu aşrı şerifte de ifade edildiği gibi Allah bizlere imanı sevdirmiştir ve küfürden de uzaklaştırmıştır. Ona karşı olan nefretimizi de arttırmıştır. Yüce rabbimize bundan dolayı hamd ediyoruz, şükrediyoruz ki bizlere imanı sevdirmiştir. Hazreti Adem aleyhi selamdan itibaren başlayan bu imanın nuru kalplerimizde, gönüllerimizde, Anıllarımızda ve simalarımızda halen devam ediyor ve kıyamete kadar da devam edecektir. Fuzuli “ben akıldan isterim delalet, aklım bana gösterir delalet” delalet rehberlik demektir. Telalat demek sapıklık demektir. Aklın insanlara doğruyu göstermesi için Peygambere, dine ihtiyaç vardır. Eğer akıl tek başına insanı doğru yola götürebilseydi Peygambere ve dine ihtiyaç olmazdı. İlahi kitaplara ihtiyaç olmazdı.
Dinimizin hak hukuk konusunda hassas olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Kadın, erkek, büyük, küçük ve cümle âlem bilir. Dinimizde kişinin ihkkakı hak yetkisi yoktur. Fertlerin kişilerin hakkını bizzat kendisinin alması gibi yetkisi yoktur. İhkkakı hak dediğimiz olay fıkıhta dini kaynaklarda çok önemli olan bir konudur. İhkkakı hak kişilerin yetkisinde olan bir şey değildir. O otoritenin olayın elinde olan bir yetkidir ve o yetkiyi o kullanır. Ve buda Allahın emridir, kuralıdır ve kanunudur. Eğer buna uyulmazsa herkes kendi hakkını kendisi almaya hukuku iddiame ettirmeye çalışırsa o zaman orada kaos olur, fetret olur fıtrat olmaz. Fıtrat nedir? Doğuştan Allahın bizlere lütfettiği güzellikler, iyiliklerdir. Şu havanın yapısı güneşin doğuşu bir fıtrattır. Bizim yaratılışımız bir fıtrattır. İnsanlar bunu değiştirirse müdahale ederse orada fitne olur, orada kargaşa olur ve orada kaos olur. Cenabı hak Ayeti kelime de karada ve denizde fesadın, fitnenin, düzensizliğin, bozulmanın, kokuşmanın ve dağılmanın meydana geleceğini bin 400 sene önce haber vermiştir. Bugün insan bütün değerlere ilahi frekanslara müdahale edecek duruma gelmiştir. Çevre kirliliği, hava kirliliği bugün sanayinin getirdiği bir takım sıkıntıların sonucunu acı acı olarak yaşıyoruz. Bin 400 sene önce Kur-an’ı Kerimin haber verdiği bu gerçeğin acı acı sonuçlarını hep beraber yaşıyoruz.
Cinayet ve kan dökme Allahın koyduğu bu kurallara aykırıdır. Fıtrata terstir, yaratılışı bozmak demektir. Töre cinayetleri, namus cinayetleri de hakeza aynıdır. Dayakta hakeza öyledir. Bazıları dayak atınca savunmasında dayak cennetten çıkmadır derler. Dayak iyi bir şey olsaydı cennetten çıkar mıydı?
Cinayet çözüm değil çözümsüzlüktür. Batağa saplanmaktır. Sonucu da ilahi azap ve cehennemdir. Kurban kesmek kan dökmenin ilacıdır. Zengin olan varlıklı olan imkanları olan ister Şafii ister Hanefi olsun kurban kesmesi gerekir. Kurban kesmeyen milletler, toplumlar ve kişiler kan dökmeye meyillidirler. Kuranı kerimin sevgili peygamberimizin haber verdiği gerçeklerden bir tanesi de budur. Öyleyse tatmin olmak, rahatlamak, sakinleşme noktasında varlıklı olan kardeşlerimizin mutlaka kurban kesmesi gerekir. Ve kurbanı da bizzat kendisinin kesmesinin kesmesi de sünnettir” dedi. Günaydın Muş Gazetesi


