Rektör İnanç, üniversitelerde polis ve askerin olmaması gerektiğine dikkat çekti.
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat İnanç gazetecilerle bir araya geldi. Makamında gazetecilere açıklamalarda bulunan Rektör İnanç, ODTÜ’deki olaylara değindi. İnanç: “Geçmişte ideolojik kamlaşmaların ve siyasal hesaplaşmaların adeta arenası haline getirilen ünigversiteler, uzun bir aradan sonra asli görevlerine dönmüş ve akademik çalışmalar öncelikli gündem olmuştur. Bu nedenle üniversiteler, artık siyasal hesaplaşmaların, ideolojik kamplaşmaların merkezi olmak istememektedirler.
Üniversitelerde elde edilen huzurlu ortam, öğrencilerimizin daha verimli bir eğitim-öğretim almalarına, öğretim elemanlarının daha güçlü akademik çalışma özgürlüğüne kavuşmalarına imkan sağlamıştır. Üniversitelerin huzuru ve gençlerimizin geleceği, basit hesaplar uğruna heba edilmemelidir. Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor ki, üniversiteler özerk ve özgür kurumlardır ve bu varlıklarını daha güçlü olarak sürdürmek durumundadırlar. Üniversitelerde polis ve asker olmamalıdır. Bu doğrudur. Polisin veya askerin bir kampüse girmesi tamamen ve yalnızca Rektörün iznine tabidir. Ancak, özel güvenlik birimleri ile güvenliğin sağlanamayacağı durumlarda, elbette ki Rektör ilgili güvenlik birimlerini kampüse davet edebilir. Ancak bir diğer önemli husus ise, öğrenciler ile ilgilidir. Polisin, askerin göremeyeceği bir üniversiteye, elinde Molotof kokteyli, taşı, benzini, sopası gibi malzemelerle öğrencilerin girmesi mümkün müdür? Böylesi bir istihbaratın varlığı durumunda konudan birinci derecede sorumlu olan Rektör, gerekli tedbirleri almak zorundadır. Rektör, öncelikle bu tür öğrenci organizasyonlarını ikna etmek veya gereğini yaparak dağıtmak durumundadır. Bunun gerçekleşmemesi durumunda ise, en üst düzey güvenlik tedbirlerini almak zorundadır. Öğrenciler elbette ki demokratik haklarını kullanarak, herhangi bir uygulamaya veya düşünceye muhalif tavır sergileyebilirler. Ancak, bu hakkın ve sınırlarının doğru tanımlanması gerekir. Birilerinin demokratik hakkı, karşı taraftakine antidemokratik hatta şiddete dayalı bir yöntem kullanılması olarak tanımlanamaz. Her türlü muhalefet soruyla protestoyla, dinlemeyip terk ederek gibi yöntemlerle sergilenebilir. Ancak hakaret, küfür, çevreye zarar verme, şiddete dayalı bir yaklaşımı demokratik hak olarak tanımlamak mümkün değildir. Sonuç itibariyle, kişinin özgürlüğünün sınırı, muhatabının özgürlük alanının sınırına kadardır.
Sınır ötesi bir özgürlük, tek taraflı dayatmadır ki, bu bir hak olarak tanımlanamaz. Türkiye’de yapılan ilk uydu olan Göktürk-2’nin uzaya fırlatılışını, Türkiye halkı olarak geçtiğimiz hafta büyük bir heyecanla ve gururla beklerken, üzülerek ifade etmek gerekiyor ki, ODTÜ’de yaşanan olaylar maalesef, bu haklı gururu yaşamayı gölgede bırakmıştır. Bir kurumun özerk ve özgür olması, o kurumu ayrı bir ülke haline getirmez. Nihayetinde üniversiteler de, her alanda hükümetler ile koordinasyon halinde çalışmak durumundadırlar. Mali sıkıntılar, kadro ihtiyaçları gibi hususlarda hükümetlere ihtiyaç duyan üniversiteler, hükümetlerin kendilerine sağladığı imkanlar karşısında en azından bir teşekkür sunmak durumundadırlar. Tamamen bir bilimsel çalışmanın ürününün gururunu yaşamak ve Türkiye halkına bu heyecanı yaşatmak üzere, misafir olarak gitmiş olduğu bir üniversitede, bir Başbakanın böylesi bir hakarete maruz kalması kabul edilebilir ve normal bir durum değildir. Kaldı ki, kültürümüzde misafirin yeri bellidir. Misafire yapılan hakaret, ev sahibine yapılmış veya ev sahibi tarafından yapılmış olarak addedilir. Üniversitelerimizin yapılanması ve gelişmesi için, başından beri her türlü desteği vererek, bu günlere ulaşmamızda önemli katkıları olan T.C. Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey’e, bir kez daha teşekkürlerimizi sunarken, üniversitelerde demokratik hak sınırlarını aşarak şiddete ve hakarete ulaşan her türlü protestoyu telin ettiğimizi ifade etmek istiyoruz” dedi.
Muş Ovası Gazetesi


