Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (Tüm Bel Sen) 20. yılını kutluyor.
Kuruluş yıldönümü nedeniyle yazılı bir basın açıklaması yapan Tüm Bel Sen Muş Şube Başkanı Uğur Turan, sendikal haklar ve demokrasi mücadelesinde 20 yılı geride bıraktıklarını söyledi. Turan; “Kökleri çok daha eskilere dayanan kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinin bütün birikimlerini sahiplenerek başlattığımız sendikal sürecimiz, 20 Aralık 1990’da Tüm Bel Sen’in kurulmasıyla yeni bir evreye taşındı. 20 Aralık 1990 tarihinde 6 bin civarında kamu çalışanı eşliğinde 1618 kurucu üyenin dosyalarının İstanbul Valiliğine teslim edilmesiyle tüzel kişiliğine kavuşan sendikamız büyük bir özveri ve yoğun emekle yoğrularak bu gün 20. yılına ulaştı. Geride bıraktığımız her biri azim ve kararlılık örnekleriyle dolu bu yıllara baktığımızda bu günlere öyle kolay gelinmediğini görüyoruz. Siyasi iktidarların bütün anti demokratik engellemelerine, baskı ve şiddet politikalarına karşı sürdürdüğümüz dişe diş direnişe 20 yıllık tarihimiz tanıktır. Bu mücadelede binlerce arkadaşımız baskı ve engellemelerle karşılaştı. Birçoğumuza adli ve idari cezalar verildi. Bazılarımız gözaltına alındık, tutuklandık. Kimi zaman sürgünlerle, kimi zaman gözaltı ve tutuklamalarla, kimi zaman da coplarla sindirilmeye, susmaya zorlandık. Ancak baskılar, bizleri sindirmek bir yana kararlılığımızı ve direncimizi daha da artırdı” dedi.
Her türlü engelleme ve zorluğa rağmen yılmadan mücadelelerine devam ettiklerini ifade eden Turan açıklamasını şöyle sürdürdü; “Şemsettin Kaymak, İkram Mihyaz, Cemal Çam, Elmas Yalçın gibi birçok yiğit mücadele arkadaşımızı bu uğurda yitirdik. Sendikamızın bu güne gelişinde emeği geçen, yitirdiğimiz mücadele arkadaşlarımızı minnetle ve saygıyla anıyor, her türlü engel ve zorluğa rağmen yılmadan ve yorulmadan mücadele eden Tüm Bel Sen’li emekçi arkadaşlarımızı yürekten kutluyoruz. Bütün bu baskı ve zor uygulamaları karşısında yılmadan mücadele eden Sendikamız, Türkiye Sendikal hareketi tarihinde kamu emekçileri adına ilk defa toplu sözleşme hakkını kullanan sendika olarak emek mücadelesi için mihenk taşı niteliğindeki gelişmelere imza attı. İlk olarak 1993 yılında imzaladığımız toplu sözleşmeye her geçen gün bir yenisini ekleyen Sendikamız, bugün 350 belediyede imzalanan ve uygulanan toplu sözleşmelerle on bini aşkın üyesine ekstra ekonomik, sosyal ve demokratik haklar sağladı. Hükümet kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkını kabul etmeyip, bunu kullanmamızı engellemeye çalışırken; mahkemeler biri biri ardına toplu sözleşme hakkımızı kullanabileceğimize ilişkin kararlar verdi. İç hukukta ve son olarak AİHM Büyük Dairesinde elde ettiğimiz hukuk zaferleriyle kurulduğumuz günden bugüne ısrarla savunduğumuz ve fiili olarak kullandığımız kamu emekçilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkı hukuksal olarak da teyit edilmiş oldu. Özgürlükleri her geçen gün daha fazla daraltılmaya çalışılan emekçiler, Sendikamızın kararlı bir şekilde sürdürdüğü mücadelesiyle kazanılan bu zaferlerle üzerindeki ablukayı parçaladı. Her bir adımında yüzlerce ve binlerce bedeli olan emekçilerin yıllardır sürdürdüğü bu destansı mücadelesine rağmen sermayenin ve onun işbirlikçisi siyasi iktidarların sömürü ve baskıları maalesef sona ermedi. Sermayenin, alın terini çalmaya odaklı sömürü politikaları karşısında emekçileri örgütsüz ve güçsüz bırakmak için Sendikalarımıza yönelik baskı ve şiddet uygulamaları özellikle son iki üç yıldır iyice yoğunlaştırıldı. Bu kapsamda Sendika genel merkezlerimiz dahi polis baskınlarına uğradı, aralarında Sendikamız Siirt Şube Başkanı Ferit Epözdemir ile Şırnak İl Temsilcimiz Metin Fındık’ın da olduğu onlarca arkadaşımız haklarında hiç kanıt olmadan asılsız iddialarla cezaevlerine konularak yılları bulan tutsaklıklara mahkûm edildi. Sermayenin ve onun işbirlikçisi siyasi iktidarın bu saldırıları Sendikamız gibi emekçilerin kendi öz örgütlerini kamuoyunda sanki suçlu gibi göstererek emekçilerin yıllardır bin bir emek ve güvenle elde ettiği kazanımları yok etmeyi amaçlamaktadır. Mevcut çalışma yaşamını tamamen alt üst etmeyi hedefleyen şu an meclisteki torba yasa da siyasi iktidarın emekçilere karşı iyice yoğunlaşan bu sömürü ve saldırı dalgasının son adımdır. Söz konusu bu torba yasada 657 sayılı devlet memurları kanunun 125. maddesinde tanımlanan ve sendikal hak eylemlerinin işten atma nedeni olarak belirlendiği hükümler taslakta korunmakta, dahası grev gibi yasaklar arasında sayılan “engelleme” ibaresi ‘kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme’ şeklinde ele alınarak kamu emekçilerinin sendikal hak arama yollarına getirilen sınırlandırma genişletilmektedir. Bütün bu saldırılar sınıflar mücadelesi tarihinde önümüzdeki günlerde çok daha büyüyecek yeni bir kavganın habercilerdir. Emek ve demokrasi güçleri dün olduğu gibi bugün de kavgada net ve kararlı bir şekilde mevzilerinde yer alacaktır. Neoliberal eğitim politikalarıyla beyinleri esir alınmaya çalışılan öğrenciler kampuslarda; kentsel yağma politikalarıyla evleri yıkılanlar mahallelerde; dili, kültürü, tarihi, inancı yok sayılarak tek tipleştirilmeye maruz kalan Kürtler, Ermeniler, Aleviler, kadınlar ve bütün ötekileştirilmeye çalışanlar sokaklarda; artık dayanılmaz düzeye varan sömürüye ve baskılara karşı emekçiler ve işsizler meydanlarda artık yeter demek için şimdiden isyan bayraklarını dalgalandırmaya başladılar. Ve pek tabi ki, Tüm Bel Sen 20 yıllık mücadelesinde olduğu gibi bugün de bu mevzide yine en ön saflarda olacak, geçmişte olduğu gibi gelecekte de emekçilerin sesi olmaya devam ederek onurlu bir gelecek için bir kez daha meydanları zap edecektir. Çetin bir mücadelenin bizleri beklediği böylesi bir dönemde gün birlik ve beraberlik içinde umudu büyütme ve omuza omuza yürüyerek yeni zaferler elde etme günüdür.”
Şark Telgraf Gazetesi


