Miraç Kandili’nin önemine değinen Şeker, “Kandil gecesi, daha iyi bir gelecek için dua ve ibadet edilmeli. Fakir fukara gözetilmeli, Tevbe ve İstiğfara devam edilmeli. Mübarek Ramazan ayına hazırlık olan bu müstesna zaman dilimleri iyi birer fırsat olarak değerlendirilmelidir” dedi.
İl Müftüsü Dursun Ali Şeker, Pazar gününü Pazartesi’ye bağlayan gecenin Miraç Kandili olması nedeni bir mesaj yayınladı. İl Müftüsü Dursun Ali Şeker yayınladığı mesajında: 19 Temmuz Pazar gecesini 20 Temmuz 2009 Pazartesi’ye bağlayan gece Mirac kandilidir. Bu gece, Sevgili Peygamber Efendimiz (sas) insanlık adına yedi göklere çıkmış, Yüce Allah’ın yüksek huzuruna kabul edildiği gecedir.
Recep ayının 27. gecesinde gerçekleşen bu buluşma, insanın maddi ve manevi alanda yükselebildiği dereceleri göstermesi bakımından çok önemlidir. Bu gece bir çok lütuf ve ikrama kavuşan insan, iç arınmayı ve temizlenmeyi sağlayan namaz da bu gece farz kılındı. Mekke’deki Mescid-i Haram’dan başlayıp Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, oradan da gökler ve melekler âlemine uzanan bu yolculuk mübarek bir yüceliştir” dedi.
Mü’minler tarafından bu gecenin en hayırlı şekilde geçirilmesi gerektiğine işaret eden İl Müftüsü Şeker; “Bu gece, daha iyi bir gelecek için dua ve ibadet edilmeli. Fakir fukara gözetilmeli, Tevbe ve İstiğfara devam edilmeli. Mübarek Ramazan ayına hazırlık olan bu müstesna zaman dilimleri iyi birer fırsat olarak değerlendirilmelidir. Olgun Mü’minler bu güne kadar hep öyle davranmışlardır. İnsanlık tarihinde peygamberler kadar çile çeken hiç kimse olmamıştır. Gökten inen nûru, ümmetlerinin gönüllerine sindirmek için büyük mücadeleler verdiler. İnsanlığın kurtuluşu için çırpınıp durdular. Yılmadılar, usanmadılar, ümitsizliğe düşmediler. Yüce Allah’ın hikmeti ve takdiri ölçüsünde başarılı oldular. İnanmayanlar, her zaman olduğu gibi yenildiler. Rezil ve maskara oldular. Hem dünyalarını hem de âhretlerini yıktılar. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (as) son peygamber de Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas)’dir. Yeni bir din getirdi. Yaymak için çok çalıştı. Her türlü eziyete, ızdıraba ve sıkıntıya katlandı. Önceleri gizli gizli bu dini anlatmaya başladı. Zorla değil, isteyerek, tehdit ederek değil, sevdirerek gönüllere giriyordu. Günden güne Müslümanlar çoğalıyordu. Müslümanların sayısı Hz. Ömer’in aralarına katılması ile kırkı bulmuştu. Müslümanlara cesaret gelince açıktan açığa dini yaymaya koyuldular. Bunun üzerine Mekke’li müşriklerin dikkatini üzerlerine çektiler. Artık inananlar ile inanmayanların mücadelesi başlamış oldu.Her fırsatta Müslümanlara saldırmayı, dövmeyi, hakaret etmeyi, iftira atmayı kendilerine görev edindiler. Kendileri gibi düşünmedikleri, inanmadıkları, yiyip içmedikleri ve yaşamadıkları için hayat hakkı vermek istemiyorlardı.
Mekke’nin azılı kâfirleri her çareye baş vurdular. Ambargo koydular. Ticareti kestiler, kız alıp vermeyi yasakladılar, oturulan mahalleden giriş ve çıkışı yasakladılar. Bu şiddet ve tehdit eylemleri üç yıl kadar devam etti. Başta Sevgili Peygamberimiz olmak üzere Müslümanlar çok zor günler geçirdiler. Aç ve susuz yaşadılar.
Memedeki yavruların feryatları ayyuka çıkıyordu. Bulabilen bitkilerin kökünü yiyerek ayakta kalmaya çalışıyordu.
Buna rağmen Mekke’nin puta tapan zâlimleri İslam’ın hayat damarlarını kesemediler. Mekke de yükselen iman, çevreyi aydınlatıyordu. Kıyasıya devam eden mücadele habire alevleniyordu.
Sevgili Peygamberimiz (sas) ‘in görevi kelimelerle ifade edilemeyecek kadar çileli ve zordu. Fakat başaracağından da emindi.
Müslümanların azlığı, baskı altında kalmaları, Efendimizi üzüyordu.
4 yaşında iken oğlu Kasım’ın ölümü ve henüz Kasım’ın kefeni solmadan diğer oğlu Abdullah’ın peşpeşe ölmesi gerçekten dayanılır gibi değildi.
İki yavrunun ölümünden hemen sonra en büyük desteğini gördüğü amcası Ebû Tâlib’in, üç gün sonrasında da muhterem eşi Hz. Hatice’nin ölümü Sevgili Peygamberimizi hayli hırpalamıştı.
Bu keder yüklü olaylara rağmen İslamiyeti yaymaktan geri kalmıyordu. Bu maksatla Taif şehrine gitti. Destekleyen olmadı, geri döndü.
Bu halde iken, Ka’be’nin duvarına yaslanmış, derin derin düşünüyor, destek ve teselli arıyordu. Tam bu sırada Vahiy meleği Cebrâil geldi. Selam verdi. Yüce Allah’ın Selamını arz etti.Üç kişi Sevgili Peygamberimizin mübarek kalbini çıkardılar, zemzemle yıkadılar. İman ve hikmetle doldurup yerine koydular. Kansız ve bıçaksız bir ameliyattı bu. Bütün bu hazırlıklar bir müjdenin habercisi idi. Sıkıntılar bitecekti. Cebrâil, Efendimizi Burak’a bindirerek Kudüse geldiler. Burada hazır bekleyen bütün peygamberlere İmam olup iki rekat namaz kıldı. Buradan ilâhi asansör olan Mirac’la göklere çıktı. Yedi kat gökleri gördü. Ötelerin ötesine geçti. Yüce Allah ile görüştü. Birçok hediyelerle birlikte beş vakit namaz hediye edildi.
Mekke’den Kudüs’e olan yolculuk, Kur’an-ı Kerimle sabit olduğu için inanmak farzdır. İnkar eden dinle ilişiğini kesmiş olur. Oradan ötesine de inanmak gerekir. Çünkü Sevgili Peygamber Efendimiz haber verdi. İnkar eden dinden çıkmaz ama günahkâr olur.
Mirac, çeşitli tarihler ileri sürülse de Recep ayının 27. gecesinde olduğu kanaati yaygındır.
Mevcut görüş ayrılıkları Mirac’ın aslında değil, ayrıntılarında olagelmiştir. Sevgili Peygamberimiz Mirac’a giderken uyanık halinde ruh ve cesedi ile birlikte gitti.
Uykusunda veya hayalinde gitmiş olsa idi, Müşriklerin hücumuna maruz kalmazdı. Burak gibi bir vasıtaya binmesine, de gerek yoktu.
Uyku halinde olan 30 kadar Mirac’dan bahseden âlimler var. Bu şekilde Mirac’ı yani göklere çıkmayı, hayalinde canlandırmayı herkes yapabilir.
Efendimiz, Cebrâil’e bu hadiseyi ümmetime anlatırsam bana inanmazlar demişti. Cebrâil de, hayır seni “Hz. Ebubekir tasdik eder.” diyerek teselli etmişti.
Hz. Ebubekir duyar duymaz hemen dostunu tasdik etti. İnkarcılar karşısında onu yalnız bırakmadı.
Mirac olayını doğrulamak üzere şu ilâhi hüküm indi: “Kulu Muhammed’i bir gece Mescidi Haram’dan kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu o, işitir ve görür.”
Mirac bir yükseliştir, hedeftir. Yıldızları fethetmek Müslümanlara çok daha yakışır. Hem maddi hem manevi sahada yükselmeli, çalışmalı, ilerlemelidir.
Mirac, turistik bir gezi değildir. İlimde, ahlâkta, sanatta, hukukta, iktisatta, medeni olmada bir hedeftir. Yüce Allah’a yönelen gönüller Melekler ülkesine çıkmaya layık insanlardır. Yerden göklere, kötüden iyiye, çirkinden güzele, cimrilikten cömertliğe, nefretten sevgiye, tefrikadan birliğe yükselmeyi başaranlara ne mutlu….
Dini bilgilerimizi yenilemeye, işgal altındaki bedenimizi ve kalbimizi âzâd etmeye, kinden, nefretten ve şiddetten uzaklaşıp sevgi, saygı, barış, şefkat, rahmet ve aydınlık yolda ilerlemeye vesile olur ümit ve temennisiyle Mirac kandilinizi tebrik eder, her şeyin gönlünüzce ve ilâhi rızaya uygun olarak gerçekleşmesini Yüce Allah’tan dilerim” dedi. Muş`un Sesi Gazetesi


