Hafızlık Akademisi Derneği (HAKADEMİ) Genel Başkanı Muhammet Fecri Yıldırım, Chalıe Hebdo saldırısı ile İslamiyetin zihinlerde öldürülmesinin hedeflendiğini açıkladı.
Fransanın Paris kentinde yaşanan olaylarla ilgili olarak yazılı bir açıklama yapan Hafızlık Akademisi Derneği (HAKADEMİ) Genel Başkanı Muhammet Fecri Yıldırım, Müslümanların dünyada azgın, vahşi, zalim, acımasız teröristler olarak algılanmalarını sağlamak ve bu ses getiren operasyonlarla dünyanın İslamdan ve Müslümanlardan nefret etmesini sağlamanın amaçlandığını açıkladı.
Yıldırım açıklamasında, Çağlar geçtikçe, imkânlar geliştikçe, mücadele yöntemleri de değişip gelişiyor. Stratejiler, planlar, bu değişen, gelişen duruma uyarlanıp, konseptler geliştiriliyor. Günümüzde bu yeni konseptte yazılı ve görsel medya en önemli rolü üstleniyor. Yazılı ve görsel medyanın rolünü iyi oynamaları için ihtiyaç duyacakları materyaller özenle, dikkatle seçilerek, programın içine yerleştiriliyor. Ekranlar, sayfalar, kalemler acımasız silahlara dönüşüyor. Pariste meydana gelen cinayet ve sonrasında, bunu en ince ayrıntısına kadar görmek mümkün. İlk gelen görüntüler sıradan sokak kameraları ile belli-belirsiz bir şeylerin varlığını ifade ederken, daha sonra servis edilen görüntülerde, olay yerine hakim binaların tepelerinden bir kısmı çelik yelekli insanların olduğu mekanlardan çekilmiş, şüpheye yer bırakmayacak sıcak görüntü! Sahi, olayın meydana gelişi ile sonucu arasında tüm zaman dilimi 10 dakika ile sınırlı iken, görüntüyü çeken bu insanlar yan binaların teraslarına ne çabuk çıktılar, çelik yeleklerini hangi arada giydiler de görüntüleri elde ettiler? İnsan sormadan edemiyor. Fransada, Pariste insanlar evlerinin gardroplarında kullanıma hazır çelik yelekler mi bulunduruyorlar? ifadelerini kullandı.
90 bin polis ile kuşatma yapıp tüm saldırganların öldürülerek geride hiçbir iz bırakmadan tam bir temizlik yaptırıp olayın Müslümanların üzerine yıkılıp İslama mal edildiğini açıklayan Yıldırım, Bundan amaçlanan şu: Müslümanların dünyada azgın, vahşi, zalim, acımasız teröristler olarak algılanmalarını sağlamak ve bu ses getiren operasyonlarla dünyanın İslamdan ve Müslümanlardan nefret etmesini sağlamak. Bunu zaten IŞİD (DEAŞ) eli ile uzun zamandır faaliyete geçirmişler. Sarıkları, uzun sakalları ve Tekbir nidaları altında öldürdükleri insanları araçları arkasına bağlayıp, sokaklarda günlerce sürüklemelerinde yine bu nefret operasyonunu görüyoruz. Halbuki öldürülen birini araçların arkasına bağlayıp sürüklemek eski Romada gladyatörlerin uyguladığı, savaşçıların gövde gösterisi yaptıkları, Hristiyan batının savaş kültürüdür. Paris saldırganlarından birinin eşi veya sevgilisi olduğu söylenen bir kadının iç giysilerle çekilmiş sarmaş-dolaş fotoğrafları sosyal medyada boy, boy bulunurken, Aynı kadını siyah çarşafı ile sadece gözleri görünen ve elindeki silahı karşısındakine doğrultmuş yakın çekim fotoğraflarını gazete manşetlerine özenle yerleştirmelerinde yine bu nefret operasyonunu görüyor, sorunlarının saldırganlarla değil İslam ile ilgili olduğunu anlıyoruz. Kurgu çok Açık! Dünyayı İslamdan ve Müslümandan nefret ettirmek! şeklinde konuştu.
Yıldırım, Nijerya da BOKO-HARAM ve diğer aşiretler insanları tekerleklere bağlayarak yakmak sureti ile öldürdüklerinde bunu da İslamcı teröristler! yaptı diyerek İslama karşı derin bir operasyon çekiyorlar. Yine Irakta IŞİD tezgahı ile tek bir kameraya profesyonelce özel çekim baş kesme seansları yapıp, İslama karşı nefret operasyonu gerçekleştiriyorlar. İslam düşmanlarına bu kurgular da yetmiyor. Paris cinayetinin akabinde kışkırtmalar devam ediyor. Amerika Bu olay Fransanın 11 Eylülüdür diyerek fitnenin başını çekiyor. Fransa eski cumhurbaşkanı, Tescilli İslam düşmanı Sarkozy Bu medeniyete ilan edilmiş bir savaştır. Barbarlık karşısında medeniyet kendisini savunmalıdır. Derken; Avustralyalı medya patronu Ruperd MOURDUCH Belki Müslümanların çoğu barışçıdır ama onlar anlayana ve büyüyen cihatçı kanserlerinden kurtulana kadar sorumlu tutulmalılar diyerek İslama ve değerlerine küstahça saldırıyor. İsimler ve sözler farklı olsa da temelde fikrî birliktelik söz konusudur. 2011 Norveç katliamında Breivik, 77 kişiyi öldürüp, 240 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Bu olay sebebi ile bütün Hristiyan Norveç katil mi oldu? Hristiyan Amerika ve Avrupa, Afganistanı, Irakı işgal edip 3 milyon 200 bin insanı katlederken Srkozynin medeniyeti neredeydi? Avrupanın göbeğinde, burnunuzun dibinde, Bosna da namuslar kirletilirken, Avrupanın özgürlüğü ile demokrasisi neredeydi? Hem Fransa, sen çok ta masum değilsin. Bu dünya etme-bulma dünyasıdır. 1830-1962 yılları arasında Cezayir size neyi hatırlatıyor. 132 yıl tamı tamına. 1 milyon 700 bin cana kıydınız. Bu vahşetinizi savunurken Mareşal De Gaulle şöyle diyor: Biz Cezayirde 800 bin kişiyi öldürdük. Bu da Fransa çıkarları için gerekliydi. Bu ifadelere baktığımızda Ülkemizin Doğu ve Güneydoğusu 40 yıldır terörle boğuşurken, bu Ülkenin evlatları şehrinden ilçesine, güvenlik güçlerinin gölgesi altında seyahat ederken, Fransa eski cumhurbaşkanının eşi Bayan Mitterand ülkemizde özellikle doğu ve güneydoğuyu sık sık ziyaret ederdi, Bu gezilerden amaçlanan neydi, Fransanın hangi çıkarları içindi? Ne oldu?
Umutlarınız kursaklarınızda mı kaldı? dedi.
MÜSLÜMAN NÜFUSUN GELECEK 20 YILDA YÜZDE 35 ARTACAĞI ÖNGÖRÜLÜYOR
Yıldırım, Pew Araştırma Merkezi’ne göre, 20 yıl içinde Avrupa’nın yüzde 8’i Müslüman olacak. Aynı araştırmaya göre Avrupa’da şu anda 44 milyon 138 bin Müslüman yaşıyor. Bu rakam 2030’da 58 milyon 209 bine ulaşacak ve kıta nüfusunun yüzde 8’ini oluşturacak. Rapora göre, dünyadaki Müslüman nüfusun gelecek 20 yılda yüzde 35 civarında artacağı öngörülüyor. Şu bir gerçek ki Avrupada din çöktü, aile ve ekonomi çöktü, toplum diye bir şey kalmadı. Toplamak, birleştirmek için Avrupanın bir canavara ihtiyacı vardı. Onu buldular Pariste. Avrupada İslamı vurdular, zihinlerde katlettiler İslamı. Karikatür çizmek bir düşünce yorumu ve özgürlüğüdür diyorlar. Peygamber de olsa Müslümanlar buna saygı duymak zorundadırlar. Ama saygı duymuyorlar, çünkü barbarlar deyip dünyayı da aynı kalıba sokmaya çalışıyorlar. Felaketler icat ediyor, tezgâhlar kuruyorlar. Artık günümüz koşullarında bu tezgahlar, akl-ı selim dünyadan rahatlıkla görülebiliyor. Modası geçmiş Yargıtay Baskını projesinin atık versiyonu gibi duran mühendislik işlerine artık karnımız tok. Kimse kanmıyor! İpliğiniz pazara çıktı! Takke düştü, kel göründü! Ey Batı, artık sizlerin projeleri için feda edilecek tek bir insanımız, tek bir kuruşumuz, bir karış toprağımız yoktur! Kıskançlıktan ölseniz de bu böyledir dedi.
BATI DİNSEL ÖZELLİĞİNİ KAYBETMİŞTİR
Yıldırım açıklamasını şöyle sürdürdü; Devletleri ve onun vatandaşlarını kitle iletişim araçları ile arzuladıkları sisteme göre formatlayıp, entegre ediyorlar. İmparatorlukları parçalayıp, icat ettikleri milliyetçilikle paylaşamadıkları her bölgede var olabilmek için her topluma bir devlet bahşedip, yönetme imkanını elde ediyorlar. Muhammet Berdibek Şiddeti elinde bulundurup, şiddete yön verenlerin tavsiye ettiği şiddetsizlik kavramının savunulmasının ve bunun sadece Müslümanlara has kılınmasının özetini Fransız Fantona bırakalım: Sizi sömürgeleştirenlerin sizde yaptığı en büyük yıkım, zamanla sizin kendinize onların gözü ile bakmalarını sağlamaktır. Uluslar arası kaos lobilerinin tetikçiliğini yapan bazı yazar-çizerlerin basın kılıfı, provokatörlerin mizahçı maskesi taktığını cümle alem biliyor. Paris eylemi için sokakları dolduranlar, aynı gün Nijeryada en iyi ihtimalle iki yüz, bazı kaynakların ise 2 bin ölü olarak verdiği Boko-Haram katliamından hiç söz etmediler. Büyük bir gayretle Müslümanları dünyanın gözünde küçük düşürmeye çalışıyorlar.
BİZ MÜSLÜMANIZ…
Kardeşinin canına kıyan, namusuna el uzatan, ekonomisini gasp eden, yurdundan, yuvasından edenleri kendimizin bir parçası olarak asla görmüyoruz. Adalet, barış, huzur, güven dininin mensuplarıyız. Bizi ötekileştiren, uçlara iten, savuran, bizi bize düşman eden fikirleri reddediyoruz. Ey İslam Düşmanları! Biliniz ki sizin için önemsiz, basit, hastalık gibi görünen değerler, bizim için bazen oksijen ve hayat kaynağıdır. 11 Eylülü icat ederek vatanperverlik kanunu çıkartıp, ardından 8 Bin Müslümanı sudan sebeplerle tutuklayıp hapsettiniz. Tabut uçaklarda Müslümanlara işkence ederek, insansız hava uçakları ile İslam coğrafyasında çocuklar ve kadınların üzerlerine bombalar yağdırıp, insanlığın onuru ile oynadınız. Daha geçen yıl 2 bin yüz Müslümanı canlı yayınlarla Gazzede katledenlere alkış tutan Tabii hak deyip göz yuman, İsrail vahşetini savunan siz değimliydiniz! Filistinde 16 gazeteci öldürüldüğünde basın özgürlüğünüz neredeydi? Eğer sizler Paris olaylarını Fransanın 11 Eylülü olarak görüyorsanız, Müslüman katliamı yakın demektir. Ve yine sizler dergilerin, gazetelerin, yazar-çizerlerin İslamın ve insanlığın kutsallarına saldırılarını, hicvetmelerini basın özgürlüğü diyerek insanlığın onuru ve aklı ile alay etmeye devam edecekseniz, siz Batıya ve Avrupaya deriz ki: Sakin görüntünüzün, yavaş yürüyüşünüzün, geceleri yanan renkli ışıklarınızın, heyecansız sokaklarınızın arkasına gizlediğiniz nefretten, Özgürlük-Demokrasi kılıfının altına sakladığınız Hz. Muhammed (SAV)e, İslama, Kuran-ı Kerime duyduğunuz öfkeden kurtarın kendinizi! İslama dönemiyorsanız bari İnsanlığa dönün! Paris için gösterdiğiniz tepkiyi Batı Trakya, Kırım, Myanmar, Afganistan, Irak, Sudan, Libya ve Filistin için de gösterin. Gösterin ki bizler de sizlerin insanlık için çırpınışından emin olalım. Paris için dünyayı ayağa kaldırıp, diğerleri için timsah gözyaşları ile kimsecikleri inandıramazsınız. Müslümanların inancı ve aklı ile alay etmeyi bırakın. Küresel savaşa davetiye çıkarmayın! Bırakın insanlar vatanlarında, şehirlerinde, evlerinde huzurla yaşasınlar. Belki biraz yoksul, biraz Saf, biraz ilkel ama mutlu-huzurlu yaşasınlar. Yoksa kanlı elmaslar, kanlı petroller içinde yok olup; mazlumların âhı ile mahvolup gideceksiniz. Şimdi İçeriye bir bakalım. Gördüğümüz şu: İslam coğrafyası alev alev yanarken, ocaklar sönüp, namuslar kirletilirken, Türkiyemiz televizyonları ve izleyicileri, lüks yemeklerin, iç dekorasyon, ev tasarımları ve kıyafet soytarılıklarının, birbiri ardınca devam eden programların esiri olmuş durumdadır. İnsanlığa ve değerlerine gösterilen duyarsızlık müzik programları ile sesleri yarıştırarak, gerçekleri insanlardan kaçırma yarışını ön plana çıkarıyor. Akla şunu getiriyor. Acaba bunlar işbirliği mi yapıyor! Hiç mi umut verici gelişme olmadı, elbette ki var. Fransa başbakanı Walls: Bir din veya medeniyetle savaş halinde değiliz diyerek; Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ise: Bu fanatiklerin İslam Dini ile hiçbir alakalarının olmadığını belirtmek istiyorum diyerek baskılara boyun eğmeyeceklerini göstermiş ve doğru bir duruş sergilemişlerdir. Biraz geri mi dönsek acaba, yoksa büyük adımlarla ileri mi sıçrasak? Kazılan çukurun derinliği büyük, Allah sonumuzu hayreylesin.
Muş Manşet Gazetesi


