İnsan Hakları Derneği Muş Şube Başkanı Saim Atılgan, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası dolayısıyla yapmış olduğu basın açıklamasında dünyadaki insan hakları ihlallerine değindi. Atılgan, Türkiyede insan hakları ve demokrasinin en önemli halkası olan Kürt sorununun barışçı yollardan çözüme yönelik çabaları memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.
Atılgan açıklamasında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabul edilişinin 65. yıl dönümünde insan hakları değerleri için halklar ve toplumlar tarafından direnme hakkının kullanılarak etkili mücadeleler yürütülmeye devam ettiğini görüyoruz. Devletler tarafından uygulanan politikaların insan hakları değerlerinde yarattığı aşınmaya karşı insanlığın onur mücadelesi devam ediyor. 26 Haziran 1945 tarihli Birleşmiş Milletler Anlaşmasının başlıca amacının uluslar arası barış ve güvenliği korumak ve barışın devamı için tedbirler almak, halkların hak eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş uluslararasında dostça ilişkiler geliştirmek olduğu belirtilmiştir. 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin başlangıç bölümünde insanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan onurun ve bunların eşit ve devredilmez haklarının tanınmasının, dünyada özgürlüğün, adaletin ve barışın temeli olduğuna, insanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak hakları korunmuyor ise direnme hakkına başvurmak zorunda kalabileceğini belirtmiştir. 2013 yılında gerek Türkiyede gerekse de Ortadoğuda barış için mücadele edildiğine, zulüm ve baskıya karşı ise aktif direnme hakkının kullanıldığına tanıklık ediyoruz ifadelerine yer verdi.
İHD Muş Şube Başkanı Saim Atılgan yazılı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi; Dünyada ve Türkiyede tüm baskılara karşın sokaklara çıkan, örgütlenen, yaşam alanlarını korumaya çalışan insanlar direnmeye, başka bir yaşam mümkün demeye çalışırken, otoriter rejimler polis şiddetiyle dünyanın her yanında bu direnci kontrol etmeye ve bastırmaya çalışıyorlar. Yıl boyunca dünyanın pek çok yerinde Mısır dahil yine askeri darbeler, iç çatışmalar, savaşlar ve işgaller nedeniyle başta yaşam hakkı ve işkence olmak üzere çok ağır insan hakları ihlalleri yaşanmıştır. Bu hak ihlallerinin yoğunluğu ve yaygınlığı bakımında bölgemiz Ortadoğu, bilhassa da komşumuz Suriye öne çıkmaktadır.
Maalesef 2013, ülkemizde de ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir yıl olmuştur.
Elbette, Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi genel sorununun en önemli halkası olan Kürt Sorununun barışçı yollardan çözümüne yönelik çabaların artması ve buna bağlı olarak savaş/çatışma nedeniyle kimsenin ölmemesi yıllardır özlemi çekilen çok önemli bir gelişmedir. İnsan hakları savunucuları olarak bizler de bu durumdan mutluluk duymakta ve kalıcılaşması için yoğun çaba harcamaktayız.
Bununla birlikte Taksim Gezi Parkı Protestoları süreci başta olmak üzere tüm toplumun maruz kaldığı polis şiddeti sonucu 2013 yılında ülkemizde başta işkence olmak üzere toplanma ve gösteri hakları ihlallerinde adeta bir patlama yaşanmıştır. Emniyet yetkililerinin açıklamalarına göre Türkiyenin 80 ilinde 112 gün boyunca yaklaşık 3 milyon 600 bin kişinin sokağa çıkmasıyla gerçekleşen, belki de Cumhuriyet tarihinin en büyük toplumsal hareketliliklerinden biri olan Gezi Parkı Protestoları sürecinde polisin aşırı/ölçüsüz/orantısız şiddeti sonucu başta yaşam hakkı ve işkence yasağı ihlali olmak üzere çok ağır insan hakları ihlalleri yaşanmıştır.
Bu yılın insan hakları açısından öne çıkan bir başka sorunu ise Suriyede yaşanan iç savaşın tüm olumsuzluklarının Türkiyeyi de etkisi altına almasıdır.
İHD Muş Şube Başkanı Atılgan 2013 yılında yaşanan ihlallere belli kategoriler altında örnekler vererek açıklamalarda bulundu. Açıklamada, yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele, Kürt sorunu, düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü, ekonomi ve çalışma yaşamı, cinsiyet ve cinsel yönetim ayrımcılığı, mülteci ve sığınmacılar, asgari talepler gibi kategorilere yer verildi.
Muş Manşet Gazetesi


