Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Konrad Adanauer Vakfı’nın düzenlediği 59.Yerel Basın Semineri’nin ikinci oturumunda konuşan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Türkiye’de her 10 gazeteciden ancak 1’inin sendikalı olduğunu, editöryel bağımsızlığın olmadığını, çalışanların patron ve iktidar baskısı arasında işini yapmakta zorlandığını söyledi.
Başkanlığını Güney Rüzgarı Dergisi sahibi Mehmet Ali Solak’ın yaptığı TGC-KAS 59. Yerel Basın Semineri’nin ikinci oturumu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş’in “Medyada Örgütlenme” konuşmasıyla devam etti. Güneş, Türkiye’de 70 gazetecinin tutuklu olduğunu 10 bini aşkın dava yüzünden gazetecilerin işlerini yapamaz hale geldiğini söyledi. Genel Sekreter Sibel Güneş, “Türkiye’de 10 gazeteciden biri sendikalı. Editöryel bağımsızlık yok. Gazeteciler iktidarla patron baskısı altında işlerini yapmakta zorlanıyorlar. TCK, TMK, CMUK’ta yoruma açık maddeler yüzünden her gün yeni bir dava açılıyor. Bu maddelerin değişmesi gerekiyor. Hükümetten bu taleplerimizi yerine getirmesini bekliyoruz. Özel yetkili mahkemelerin artık kaldırılması gerekiyor. Türkiye basın özgürlüğünde 138. sırada olmanın ayıbından artık kurtulmalı” diye konuştu.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Gazetecilere Özgürlük Platformu ile birlikte 3 yürüyüş, bir de gazetecilere özgürlük kongresi düzenlediğini belirten Sibel Güneş, “94 meslek örgütü bir araya geldi. 10 Temmuz’da Yargılanan Gazetecilerle Dayanışma Günü Maçka Sanat Parkı’nda düzenlenecek. Basın özgürlüğü konusundaki sorunları aşmak için çabalarımız sürecek” diye ekledi.
ARAP BAHARI VE TÜRKİYE
Hürriyet.com.tr Ankara Temsilcisi ve Diploması Muhabirleri Derneği Başkanı Zeynep Gürcanlı, “Arap Baharı ve Türkiye” konusunda bilgilerini aktardı. Gürcanlı şöyle konuştu: “Arap baharı deyince öncelikle Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine bakmak için dış politikaya bakmamız gerekiyor. Dış politika Davutoğlu yöntemleri üzerine kurulmuştur. Davutoğlu’nun yaptığı dış politika teorisi 3 halkadan oluşur. İlk halkada Türkler var, ikinci halka soydaşlar dediğimiz Özbekler, Türkmenler. Üçüncü halkada tarihdaşlar var. Araplar, Osmanlı tebaası olmuş Kürtler, Ermeniler, Yunanlılar. Hepsi bu tarihdaşlar halkasına giriyor” Daha önceki dönemlerde Türkiye’nin Arap dünyasıyla, su, terör ve İsrail sıkıntısı olduğunu belirten Gürcanlı, İsrail’le Türkiye’nin arasının iyi olmasının tüm Müslüman dünyasını rahatsız ettiğini söyledi. TGC Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemir, “Yerel Medya ve Resmi İlanlar” başlıklı konuşmasında, öncelikle seminere katılan gazetecilere Basın İlan Kurumu hakkında bilgi verdi. Özdemir şunları söyledi: “Basın İlan Kurumu (BİK) 2 Ocak 1965’te kuruldu. Kamu tüzel kişiliğini taşıyan, özel bütçesi olan bir kurumdur. Niçin kuruldu Basın İlan Kurumu? 1931 yılına kadar Türkiye’de devlet ilanları hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan devletin seçtiği gazetelerde yayınlanıyordu. 1931 yılında bu görev Maarif Cemiyetine verildi milli eğitime katkı sağlansın diye. Cemiyet özel bir şirket kurdu, bu şirket 1943 yılına kadar hizmetine devam etti. 1943 yılında Basın Birliği’ne görev verildi, ilan dağıtımını bir şirket tarafından yaptı 1957 yılına kadar. Bu durum 27 Mayıs’a kadar devam etti, bu süreç içerisinde besleme basın tabir ettiğimiz bir zümre ortaya çıktı. 27 Mayıs süreci içerisinde Milli Birlik Komitesinin yaptığı en güzel kanun hükmünde kararnamelerden bir tanesi 195 sayılı Basın İlan Kurumu’nun teşkiline dair kanun hükmüne dair kararnameydi. Niçin güzel bir kanun? Basına, basın emekçisine hizmet edecek bir kanun olduğu için.” Geçtiğimiz yıla kadar Basın İlan Kurumu’nda basın mensuplarının eşitlik içerisinde yer aldığını, ancak yeni bir kanun çıkarılarak dengenin bozulduğunu anlatan Özdemir, kurumda yer alan sendika temsilcilerinden bir tanesinin alınıp gazete sahiplerine verildiğini, bu denge değişiminin daha sonraki dönemlerde yönetim kurulunu da etkilediğini söyledi. Özdemir konuşmasına şöyle devam etti:
“Basın İlan Kurumu’nun görevi, resmi ilanları gazetelere fikir ve içtihat farkı aranmaksızın eşit gazetelere eşit olarak yayınlatmak. Kurum genel kurul, yönetim kurulu, genel müdürlük ve şubelerden oluşuyor. Yeni yönetimlerin bir düşüncesi de bütün vilayetleri Basın İlan Kurumuna kavuşturmak. Her ile açmak mümkün olmasa bile, kanunda önemli değişiklikler gündemde. Bölge Müdürlükleri açarak yeni bir sistem oluşturma çabası içindeler. Açılan şubelerde resmi ilan alan 175 gazete var. Diğer şubeler de faaliyete geçince bu sayı 223’e çıkacak. Yeni şubeler açılmasının hem artıları var hem de eksileri. Eksisi şu, şube açılmakla o vilayetin ilan potansiyeli artmayacak, ilan neyse odur. Yeni bir ilan yaratmak mümkün değil. İlanlar üzerinde gazeteler komisyon vermezken BİK’e komisyon verecekler. Böylece gelirlerinde kayıp söz konusu olacak. Bunun gibi asgari kadrosu olsun, yüzölçümü olsun bir takım yeni yükler ortaya çıkacaktır. Yararı konusuna gelince, para tahsilatı konusunda yaşanan tartışma bitecektir. Devlet dairesinin kapısı çalınmayacak, faturasını Basın İlan Kurumuna kesecek, parasını alacak. Gazete sahibini ilgilendiren bir şey olmayacak. Bu moral unsuru olacak, reklam almakta kolaylık sağlanabilecek. Rekabet ortamı içerisine girilip gazetecilik açısından gelişme imkanı yaratılabilecek.” Özdemir, Türkiye’de 2010 yılı içerisinde 154 milyon 960 bin resmi ilan dağıtıldığını, 1 yıl içerisinde resmi ilan parsasından 250 milyon lira gibi bir imkanı sağlandığını ifade etti. TGC Hukuk Danışmanı Avukat Gökhan Küçük “Haber ve Kişilik Hakları” konusunda bilgi verdi. Küçük şunları söyledi: “Uygarlığın ya da medeniyetlerin şehri Antakya’dayız. Uygar olabilmemiz için halkın olup bitenden tamamen haberdar olması gerekir. Haberin yansız bir şekilde halka ulaştırılması uygarlığın ölçüsüdür diye düşünüyorum. Basın özgürlüğü 3 ayak üzerinde yükselir. Haberi bilme, alma hakkı. Halk da haberi öğrenebilmeli. Haberi eleştirip, yorumlayıp sonra bunu serbestçe halka ulaştırabilmeli. Basın özgürlüğü dediğimiz şey tabii ki sınırsız değil. Bugüne kadar ki en önemli uluslararası metinlere baktığınızda hepsi basının özgür olduğunu, düşünce ve kanaatlerin ifadesinde sınır olmaması gerektiğini söyler. Ama, bunu nasıl sınırlandırabiliriz diye de sorar. Kişilik hakkı, doğduğumuz andan itibaren kazandığımız haktır. Kişinin kişi olması sebebiyle mutlak sahip olduğu haktır. Kişilik haklarının yasada tanımlanmış bir tarifini göremiyoruz. Ama kişinin kişilik haklarını oluşturan değerler sınırsız sayıda olabilir.” Gazetecinin haber yaparken dikkat etmesi gereken noktalardan birinin gireceği alanlar olduğunu belirten Küçük, “Saklı tutulmak istenen alan gazetecinin giremeyeceği alandır. Buraya girdinizde kişilik haklarını zedelemiş oluyorsunuz.Verdiğiniz haber gerçekse, haberde kamu yararı varsa, güncellik söz konusuysa, bu durumda kişilik hakları ihlal edilse bile haber hukuka uygun haldedir. Dolayısıyla bu kriterlere eleştiri yaparken, olayı değerlendirirken de dikkat edilmeli. Gerçeklik ilkesi dediğimiz ilke, o andaki görünen gerçekle ilintili. Siz görünen gerçekten edindiğiniz bilgiler çerçevesinde bir haber yaptığınızda, bu habere gereken özen ve dikkati gösterdiğinizde haberiniz hukuka aykırı olmaktan çıkar” dedi. Muş Ovası Gazetesi
Gazeteciler üzerindeki baskılar artıyor
Haber Kategorileri :

Temmuz 10, 2011 3:40 PM
İlgili Haber Bulunamadı
Ekonomi Haberleri
Kültür Sanat Haberleri

Profesyonel internet sitesi için arayın..
- Google Arama Kaydı
- SEO Puanı Yüksek Tasarımlar
- Türkçe Yönetim Paneli
- Yedekleme Hizmeti

