Muş Ticaret ve Sanayi odası Yönetim Kurulu Başkan yardımcısı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Üst Kurul Delegesi Abdurrahim Devrim “Anayasa Değişiklik Paketi” ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Devrim, Ülkemiz için çok hassas bir konu olan bu değişiklik paketinin takipçisi olduğunu ifade etti. Devrim, “Referanduma evet demek AKP hükümetine ve yaptıklarına onay vermektir. Hayır oyu kullanmak ise yapılanları onaylamıyorum ve değişim istiyorum demektir. Halka ve geleceğimize sahip çıkmak en önemli sorumluluğumuzdur” dedi.
Devrim sorularını yanıtladı.
Sizi tanıyabilirmiyiz?
1956 Muş doğumluyum. İlk ve Orta öğretimimi Muş’ta yaptım. Lise öğretimi ise Malatya da tamamladım. 1980 yılında vatani görevimi tamamladıktan sonra 1981 yılında ticaret hayatına atandım. Halen ticaretle uğraşmaktayım. Muş Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği üst kurul delegesiyim. Evli ve 5 çocuk babasıyım.
12 Eylül Referandumunda oyunuzun rengi ne olacak?
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; ben burada sadece kendi şahsım adına açıklama yapıyorum. 12 Eylül Referandumunda ben şahsen ‘Hayır’ oyunu kullanacağım. Neden ‘Hayır’ oyu kullandığımı size izah edeyim: birkere önümüze gelen Anayasa taslağında toplumsal bir mutabakat olmadığı ve 12 Eylül Anayasasından farklı bir anayasa olmadığı açıkça görülmektedir.
Anayasa paketinde içerisinde Kürtler yoktur. Ama ne hikmetse AKP Kürtler üzerinde yoğun bir baskı oluşturmaktadır. En büyük desteği de yine Kürtlerden almaktadır. Bu oylamalardan sonra umarım Kürtler kendilerini aldatmış olarak görmezler.
Neden Hayır?
Burada görünen şu ki; AKP hükümeti sadece kendi iktidarını devam ettirmek için ele geçiremediği yargılı ele geçirmeye çalışıyor ve buna ihtiyaç duyuyor. Diğer maddeler ile halkın kafasını karıştırmaya çalışıyorlar.
Bunun içinde halkın menfaatine uygun olanlar zaten TCK kanununda vardır. Sadece halkı aldatmak için bu maddeleri anayasa paketine eklemişlerdir. Anayasa’da yapılan ve 12 Eylül’de önümüze gelecek olan değişiklikler, yaşam koşullarımızı iyileştirecek mi?
Hayır!
İşsizlere iş bulma olanağı yaratacak mı?
Hayır!
Üç kuruş maaşa talim eden emeklilerin yüzünü biraz olsun güldürecek mi?
Hayır!
Gelir dağılımındaki adaletsizliği giderecek mi? Zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olmasını önleyecek mi?
Hayır!
İktidara yakın duran balcıların, parmaklarını yalamalarını bitirecek mi? Kamu ihalelerini hep aynı badem bıyıklıların kazanmasını engelleyecek mi?
Hayır!
Büyük kentlerin en değerli arazilerinin iktidar yandaşlarına verilmesini durduracak mı?
Hayır!
Yolsuzlukları, usulsüzlükleri, rüşveti, istismarı kökünden kazıyacak mı?
Hayır!
Ülkenin sahip olduğu en büyük sanayi ve hizmet şirketlerinin yabancılara satılmasını bitirecek mi?
Hayır!
Vali, kaymakam gibi devlet görevlilerini, iktidar partisinin sözcülüğüne soyunmaktan vazgeçirecek mi?
Hayır!
Devlet kadrolarının tarikat mensuplarıyla doldurulmasına ket vuracak mı?
Hayır!
Milyonlarca gencin iyi bir lise ya da üniversitede okuyabilmek için dershane kapılarında sürünmesine son verecek mi?
Hayır!
Güneydoğu’da akan kanı durduracak mı, annelerin gözyaşlarını dindirecek mi?
Hayır!
İşçilerin emeğinin sömürülmesinin önüne geçecek mi? Tüm dünyada doğal haklar arasında kabul edilen genel grevi yasallaştıracak mı?
Hayır!
Kamuda sendikaların örgütlenmesini engellemek için uydurulan “sözleşmeli işçi, sözleşmeli memur” haksızlığını tarihe gömecek mi?
Hayır!
Memurlara grev hakkı getirecek mi?
Hayır!
Üniversiteleri gerçek anlamda özerkleştirip, bilim yuvası haline dönüştürecek mi?
Hayır!
Yargıdaki siyasal kadrolaşmayı frenleyecek mi?
Hayır!
Hukukun üstünlüğü ilkesini hayata geçirip, en azından devletin mahkemelerin verdiği kararları tanımasını temin edecek mi?
Hayır!
Yasaların emrine uyarak tarikatlar hakkında soruşturma başlatan cumhuriyet savcılarının sırf bunu yaptıkları için tutuklanmalarına son verecek mi?
Hayır!
Hukuka aykırı dinlemeleri, izlemeleri ve yıldırma çabalarını unutturacak mı?
Hayır!
Muhalifleri uyduruk gerekçelerle, sorgusuz sualsiz kodese tıkılmaktan kurtaracak mı?
Hayır!
Evrensel gazetecilik ilkelerine göre mesleklerini yapmaya çalışan ve yandaşlığa sıcak bakmayan gazetecileri susturma çabalarını kökünden kesip atacak mı?
Hayır!
Milletvekili dokunulmazlığını, kürsü dokunmazlığıyla sınırlayacak mı? Böylece Meclis’i; “yüz kızartıcı suç işleyenlerin sığınma evi” olmaktan kurtaracak mı?
Hayır!
Siyasi partilerde parti içi demokratikleşmeyi sağlayacak mı?
Hayır!
Halk iradesinin Meclis’e yansımasının önündeki en büyük engel olan seçim barajını indirecek mi?
Hayır!
Din ve etnik köken üzerinden siyaset yapılmasını yasaklayacak mı?
Hayır!
Burada yazmadığım ama insanca yaşayabilmek için istediğiniz diğer taleplerinizi gerçekleştirecek mi?
Hayır!
Siyasi iktidarın yargıyı ele geçirmesinden başka bir işe yarayacak mı?
Hayır!
Bu anayasa paketinde özellikle en çok karşı olduğunuz 2 madde var. (HSYK ve Anayasa mahkemesinin yapılarının değişmesi) bu iki maddeye neden çok karşısınız?
Hakimler Savcılar Yüksel Kurulu (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi kurulunu değiştirmekle kendi yandaş hakim ve savcılarını atayacak ve yargıyı ele geçirecek. Burada da görüldüğü gibi mutlak monarşi gelmektedir. Teokratik düzenin bariz, açık ve net unsurlarını görmekteyiz. Son olarak anayasa mahkemesine atanan iki üyeyi örnek gösterebiliriz.
Yargı zaten mevcut hükümet tarafından siyasallaştırılmış. Şuan yüksek yargıyı da ele alma çabasındadır. Zaten yargının üzerinde yoğun baskılar oluşturulmaktadır. Yargıyı kendi amaçları doğrultusunda kullandıkları ve kendilerinin karşısında olan diğer yargı mensuplarını eleştirdikleri ve bunun adına da demokrasi dedikleri görülmektedir.
HSYK’da son süreçte bazı krizler var bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
HSYK sembolik bir durumdadır. HSYK Başkanı Adalet Bakanı, müsteşar ise üyedir. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde bu böyle değildir.
DGM’nin yerine kurulan özel yetkili mahkemeler ve özel yetkili savcılar adalet bakanlığı vesayeti altında çalışmaktadır. Yargıda kutuplaşmayı üst seviyelere taşımaktadırlar. Hayır dememdeki nedenlerden biri de budur işte…
HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapılarının değişmesi AKP için ne gibi etkenleri vardır?
Bu iki madde halkın özel yaşamında yer almamaktadır. Bu iki madde sadece AKP hükümetini ilgilendirmektedir. AKP hükümeti kendi medyasını kurduğu gibi, diğer kuruluşları kendisine bağladığı gibi bu iki kurumu da kendi himayesine almak istemektedir. Bu vesile ile güçler ayrılığı ortadan kaldırmaktadır. Mutlak monarşiyi getirmektedir. Halk için en büyük tehlikede budur.
Başbakanın kendisine bağlı bazı kurumların yargıya taşınmasından çok rahatsız olduğu açıkça ortadadır. AKP Türkiye’de korku imparatorluğu yaratmaktadır. Kendi görüşünde olmayan kurum ve kuruluşları açıkça hedef almakta ve tehdit etmektedir. Kendi görüşünde olan kurumların davalarını örtbas etmeye çalışmaktadır. Demokrasi bunun neresindedir. Eğer demokrasi düşünülüyorsa herkese eşit mesafede yaklaşmak gerekir. Ve herkesin görüşüne saygı duyulması gerekmektedir. Başbakan meydanlarda şeffaflıktan bahsetmektedir. Fakat kendisini sanırım görememektedir veya görmemezlikten gelmektedir. Eğer başbakanın anladığı demokrasi anlayışı buysa vay toplumun bu haline…
AKP hükümeti 12 Eylül anayasası üzerinde yoğunlaşmış görülmektedir. 12 Eylül’ü yapanların yargılanmayacağını ve 12 Eylül’ün zaman aşımına uğradığını Adalet bakanlığı tarafından deklere edildiği duyuldu. Bunlar doğruları halka anlatmamaktadırlar.
Başbakan bu konuda toplumun tüm kesimleri ile ayrı ayrı dillerle konuşuyor. Herkesin fikrine saygı duymayan bir hükümetin demokrasi bahsetmesi mümkün olamaz. Başbakan Adapazarı’nda tek devlet, tek bayrak ve tek millet diyor. Diyarbakır’da ise Kürt halkının taleplerine kulak verelim diyor. Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır? Bu düşünceler ile toplumu ayrıştırmaya götürüyor.
Başbakan barış dilini konuşmuyor. Barışı getirecek hiçbir somut adımın atıldığını da görmemekteyiz. Başbakanın tek hesabı iktidarda nasıl kalacağının hesabıdır. İşte ben bunun için hayır diyorum.
Ben bir Muş’lu olarak, Muş’un bir evladı olarak, bu ülkeye barışın gelmesini ençok isteyenlerden biriyim. Başbakan açılımı ilk dinlendirdiği günlerde ben bir Kürt olarak çok umutlanmıştım. Fakat daha sonraki tutum ve davranışlarından dolayı ne yazık ki açılım başarısız olmuştur. Benimde umudum bitmiştir. Benim AKP hükümeti ve Başbakana güvenim kalmamıştır.
AKP’nin ve Başbakanın söylemleri icraatları ile çelişmektedir. Başbakan kendi dünyasında yanında tuttuğu liberal aydınlar, yandaş gazeteciler, yandaş sendika ve derneklere devletin tüm imkanlarını seferber etmektedir. Kendi düşünce ve görüşünde olmayanlara ise yoğun baskılar kullanmaktadır. Hatta yok etmektedir. Bunu da demokrasi adına yapmaktadır. Ve meydanlarda esip gürlemektedir.
Başbakan TSK’nın denetilmediğini ifade ediyor. Türkiye’de denetlenmeyen başka kurumlar da var mı, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP ve Başbakan sürekli Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nın denetimler dışında olduğunu ve onların denetilmediğini haklı olarak söylemektedir. Doğrudur TSK’nın Sayıştay denetimine alınması lazım. Ancak Hükümete bağlı olan KÖY-DES, BEL-DES, TOKİ, TRT ve BİT’lerin de denetime alınması gerekir. Demokrasi ve şeffaflıktan bahsediliyorsa herkesin denetime tabi tutulması gerekir.
KÖY-DES, BEL-DES, TOKİ, TRT ve BİT’lerin hükümetin amaç ve gayeleri doğrultusunda kullanıldığı herkesçe görülmekte ve bilinmektedir. KÖY-DES, BEL-DES, TOKİ, TRT ve BİT’ler AKP Hükümeti meclisten çıkardığı özel bir yasa ile Sayıştay denetimden çıkarılmıştır. Çünkü bu kurumaları kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullanmaktadır.
Rahim bey, bildiğim kadarıyla 2009 yerel seçimlerinde AKP’ ve AKP’li Aday Necmettin Dede’ye açık destek verdiniz ve büyük katkı sağladınız. Bugün AKP hükümetine neden bu kadar karşısınız?
Buda benim özelimdir. Bu konuda öz eleştiri yapmak istiyorum. Necmettin Dede’nin bu memlekete faydalı olacağını inandığım için destek verdim. Sonra da bu konuda yanıldığımı ve hata yaptığımı anladım. Bu konudan dolayı da Muş halkından özür diliyorum.
Son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı?
Yargının bağımsız olduğu ve bağımsız olması gerektiğini sürekli söylüyoruz. Yargı bağımsız değildir. AKP hükümetinin gelmesi ile yargının siyasallaştığını ve kendi içinde kutuplaştığını ve bunun da halkın yararına olmayacağını ve gittikçe yargının halkın gözünde bittiğini görmekteyiz.
Örnek olarak 2006 yılında ilimizde yaşanan müteahhit operasyonu bunun en bariz bir göstergesidir. Oysaki Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in seçim bölgesi olan Hatay da ‘Ali Dibo’ olayının patlak verdiğini ve o ildeki 270 ihalenin Kamu İhale Kurumu’nun vermiş olduğu raporla şuan ki Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in akrabalarına KİK’in suç duyurusunda bulunmasına rağmen hiçbir soruşturmanın açılmaması bir AKP klasiği olduğunun bariz göstergesidir. Sadullah Ergin o dönemde AKP grup başkanı iken partisi tarafından ödüllendirilerek Adalet Bakanı oldu. Bu olayın hesabı da verilmeden olay örtbas edildi. Oysaki Muş’ta yapılan operasyon da AKP hükümetinin kendini temize çıkarama operasyonu olduğu herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. Şuan bu konu yargı aşamasında olduğu için benim bir şey söylemem doğru olmaz. Sadece bu iki olayın benzerliğini halkımızla paylaştım ve takdiri Muş halkına bırakıyorum.İşte referandumun özü budur. Kendi adamını koruma projesidir. Halkımız bu oyuna gelmemelidir. Tüm halkımızı bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum.[U][/U]
Haber 49 Gazetesi


