Ahmet Vecihi Bingöl, Muş Türküsü’nü geniş kapsamlı olarak ele aldı.
Bingöl, Muş Türküsü ile ilgili olarak: Osmanlı Yemen topraklarını ülkesine kattıktan sonra buradaki hükümdarlığını sürdürmek için çok şehit vermiştir. Yemen merkezden uzak olsa da kutsal toprakları elde tutma uğruna bir çok şehit verilmiştir. Müslüman toprağı olmasına karşın, Yemen İngilizlerle işbirliğine giderek Osmanlıya karşı savaş açmıştır.
Beş cephe de birden çarpışan Osmanlı kuvvetleri Anadolu’dan asker sevki yapmaktadır.
Çarpışmalar o kadar, şiddetli olmaktadır ki aileler Yemen’e cepheye giden evlatlarının artık geri dönmeyeceğini bilmektedirler. Bir çok aile cepheye gönderdikleri çocuklarından bir daha haber alamamışlardır. Hatta bazı askerler yıllar sonra savaş bitse de bu topraklardan geriye dönememişler, sağ kalabilenler orada yaşamlarını devam ettirmişlerdir.
Bu acıyla Yemen Türküsü o devirlerde halkın dilinden düşmemiş etkilerini ve izlerini günümüze kadar bu türküyle taşımıştır. Türkü Sözlerinin Açıklaması; Havada bulut yok bu ne dumandır. Mehlede ölüm yok bu ne şivandır. Bu yemen elleri ne de yamandır. Şiir iki tasvir cümlesi ile başlıyor. Bu tasvir cümleleri Muşta çok yaygın kullanılan özgün bir soru sorma şeklidir. Muş ve yakın illerde Anadolunun diğer yerlerinde pek sık görülmeyen vurguyla soru sorma yöntemidir. Bu yöntemde -dır bildirme eki daha kuvvetle vurgulanarak cümle soru haline getirilir. Meselâ : Ahmet, kuvvetlidir.
Cümlesi -dir eki vurgulu okunarak soru cümlesi haline getirilir. Normalde bu cümle Ahmet kuvvetli midir ? şekliyle soru haline getirilir. Bölgede ise mı soru eki atılıp yerine -dır ekinin vurgulu okunuşu getiriliyor. Şiirde bu vurgulu söyleniş kendini hissettiriyor. Türkü ilk cümlesinde bulutsuz havadaki duman soruluyor. Ama dikkatli ve yöre vurgusuyla okunduğunda sade bir soru değil bir şaşkınlık ifadesi de vardır ki bu Türkünün yöredeki efsanesi ile de ilgilidir.
Türkünün Muşta anlatılan hikâyesine göre yörede çok sevilen bir genç evlendiğinin ertesi günü askere Yemene gider. Askerler bir yerde toplanıp, sonra da yola çıkarılır. Onlar yürürken arkalarından toz bulutu kalkar. Askerin genç eşi kocasını bir daha uzun yıllar göremeyeceğini, hatta geri gelmeyeceğini düşündüğünden uzun süre kafilenin peşinden ağlayıp ağıt yakar.
Aradan uzun bir süre geçtikten sonra Yemenden gelen bir asker genç kadına ölen eşinin asker çantasını getirir. Kendini kaybeden genç kadın bir yandan çantayı açıp içindekilere bakarken, bir yandan da ağıt halinde Havada Bulut Yok türküsünü yakar. Şiirin yukarıdaki üç dörtlüğü bu efsaneyle birebir örtüşmektedir. Ayrıca, şiirde Muşta kullanılan anlamıyla üç kelime kullanılır.
Bunlarmehle – şivan – yaman Şivan kelimeleridir. ,büyük bir acıyla karşılaşan ev halkının ağlayıp, inlemesini, haykırıp, ağıt yakmasını anlatmak için kullanılan bir kelimedir ve genelde tek başına değil evine şivan düşmek şeklinde deyim olarak kullanılır. Ayrıca evine şivan düşesi şeklinde bir bedduada vardır. Bu kelime Farsça şiven(matem, yas, inleme, sızlama) kelimesinin bölgede kullanılan halidir. Diğer kelime mehledir. Mahallenin Muş ağzında söyleniş şeklidir.
Bir edebiyatçı şiire baktığı zaman bu kelimenin heceye uyması için kısaltıldığını düşünebilir.
Oysa ki bu kelime aynı haliyle günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Kelimedeki -h- sesi gırtlaktan ve kalın olarak söylenir. Bu bölümdeki diğer kelime ise yamandır. Bu kelimenin Türkçe sözlükteki karşılığı etki, güç, beceriklilik, şiddetlidir.
Oysa türküde saygıyla karışık korkuyu ve zorluğu anlatmak için kullanılmıştır. Ayrıca bu kelime bölgede güçlü, cesur, korkusuz anlamında insanlar ve hayvanlar için ayrıca zorluk anlamında kullanılır. Şimdi gelelim Türkünün en can alıcı kısmına: Ano Yemendir gülü çemendir.
Giden gelmiyor acep nedendir? Burası Muştur, yolu yokuştur. Giden gelmiyor acep ne iştir? Ano kelimesi Türkünün ilk derlemesi sırasında tespit edilmiş. Ama şimdi bilhassa türkünün aslını bozmaya çalışanlar ya da bu kelimenin hangi anlamda ve nasıl bir duyguyla söylendiğini anlamayanlar bu kelimeyi değiştirmeye çalışıyorlar. Mesela; Ah o, veya A bu gibi kelimelerle yapılan değişimler türkünün dokusunu ve duygusunu bozarlar. Çünkü, Muşta çok büyük üzüntüler sırasında yakılan ağıtlarda ano veya babo gibi feryat ifade eden kelimeler sıkça kullanılır.
Bilindiği gibi Doğu Anadolu ağzında kelime sonlarına gelen o sesi seslenmeyi ifade etmek için kullanılır. Bu dünyadaki dağlık bölgelerin çoğunda böyledir. Geniş bir ünlü olan o sesi istenildiği kadar uzatılarak seslenmeye yardımcı olur. Meselâ Ahmet! Diye seslenen bir kişi için uzak bir mesafeye seslenmek için kelimenin sonundaki -met hecesini uzatması lâzımdır ki bu da pek yeterli olmaz.
Ama Ahmoo! diye seslendiğinde sesini duyurması son derece kolaydır. İşte bu türküdeki Ano kelimesi feryat eden bir insanın seslenme ihtiyacıdır. Türküde daha sonra gidilen yerin yemen olduğu ve gülünün çemen olduğu söyleniyor. Şimdi bu kelime grubunu inceleyelim: 1- Gidilen yerde gül olmadığını ve en güzel bitkisinin çimen olduğu ve gidilen yerin ne kadar yaman bir yer olduğu anlatılıyor olabilir. 2- Gül edebiyatta bir çok fikri ve duyguyu anlatmak için kullanılmıştır.
Bunlardan bir tanesi de şehitlerin gireceğinin müjdelendiği Cennet tir. O. Şaik Gökyayın Bu Vatan Kimin şiirinde vatan için ölen şehitlerin ölerek cennete girişleri Bir gül bahçesine girercesine diye anlatılmıştır.Yemende şehit olanların mezarlarının bilinmediği ve onların Cennete gittikleri gülü çemendir sözleriyle anlatılmış olabilir. Ya da bu mısralar bize bu anlamları çağrıştırıyor olabilir. Farsça yeşil ve kısa otlarla örtülü yer anlamına gelen çemen kelimesi Yemenle kafiye olmak bakımından veya Yemenin bilhassa Güney kesimlerinin bitki örtüsünü anlatmak içinde kullanılmış olabilir.
Doğrusu bu mısralar bende bu duyguların hepsini uyandırıyor. Gelelim Burası Muştur, yolu yokuştur-Giden gelmiyor acep ne iştir. Mısralarına. 1950li yıllardan önce Muşun esas yerleşim yeri bugün kale Mahallesi dediğimiz şehrin arkasındaki Kurtik Dağının yamaçlarındaydı.
Şehrin çevre illerle bağlantısı Bitlis ve Erzurum yollarıydı.Doğuya giden Erzurum yolu dağın yamacını paralel olarak takip edip giderken, Batıya giden Bitlis yolu yamaçtan aşağı dik bir yokuştan inerek bugün Taşo Köprüsü (Taş Köprü) dediğimiz köprünün üzerinden inerek Hasköye doğru uzanan yoldur. Bitlis yolu o dönemlerde Muşu batıya ve güneye bağlayan yoldur.
Bitlis tarafından Muş geldiğiniz zaman Taşo Köprüsünden itibaren şehrin merkezine çıkan yol neredeyse yüzde kırkbeş meyillidir. Öyle ki bir çok araç yokuşu çıkarken yarı yolda kalıp geriye kaçar bazen de arkada kalan evlere vururdu.1950den sonra bugünkü yollar yapılınca bu yollar eski önemini yitirdi. Şimdi sadece yan yollar olarak yakın çevreye ulaşımda kullanılıyor.
Ayrıca, bu tarihten sonra eski Muş valisi Tevfik Sırrı Gürün gayretiyle şehir ovaya doğru gelişme göstermiştir. Giden gelmiyor acep ne iştir ? ise bir çaresizliğin haykırışıdır. 1849-1918 arasında Osmanlı İmparatorluğunun gereksiz Yemen sevdası yüzünden Anadoludan zorla koparılıp bir daha evine barkına dönemeyen asker annelerinin, eşlerinin, kardeş ve sevgililerinin ortak feryadı gibidir. Sahipsiz kalan bir eş, bir anne elbette ki devlet büyüklerinin yüksek politikalarını…! anlayamayacaktı.Ve kendi lisan-ı haliyle soracaktı. Acep ne iştir ?
Bugün bile biz halâ anlayamadığımız kararlar için sormuyor muyuz, acep ne iştir ? Bu mısradan Huşçular da kendilerine bir sonuç çıkarabilirler. Şöyle ki, bu mısraları yazan kişi Yemenin tamamından bahsetmekte ve gidenlerin dönmediğinden şikayet etmektedir. Şimdi mantıken düşünelim…
Burası Huştur diye türküyü yakan kişi Huşu nereden tanıyor ? Eğer Huşu görüp gelen bir asker (ya da böyle bir askerden duyan kişi) olsaydı ve bu türküyü Anadoluda yakmış olsaydı en azından Orası Huştur demesi gerekirdi. Ayrıca kendisi geri geldiğine göre giden gelmiyor diyemezdi…
Hadi diyelim ki bu türküyü yakan kişi türküyü Huşta iken söylemiş olsun. Bu sefer de Burası Huştur, gelen gitmiyor ! demesi gerekmez miydi? Mantık olarak istediğiniz şekle sokun yine de türkünün Muşta söylendiği dışında mantıklı bir sonuca varamazsınız. Kışlanın önünde çalınır sazlar. Ayağım yalnayak yüreğim sızlar. Yemene gidene ağlasın kızlar. Türküde tartışma konusu olan kelimelerden bir tanesi de Kışla kelimesidir. Hemen her şehirde bir kışla olduğunu düşünürseniz, şehirlerin bu kışla bizim kışla demelerini de anlamak gerekir. Burada açıklanması gereken konu ise halkın kışlaya olan bakışıdır. Türkünün yazıldığı dönemlerde askere alınmalar oldukça farklıdır. Birliğine götürülecek askerler çeşitli yerlerden toplanana kadar belli bir yerde toplanır.
Onların bu toplanma yerlerinde geçirdikleri süre de askerlikten sayılırdı. Meselâ benin babam Muşta askere Mart ayında alınmış ama yollar müsait olmadığı için Mayıs ayına kadar Muştaki toplanma yerinde kalmış. Bu sırada kaldığı yer evine iki yüz metre uzaklıkta olmasına rağmen evine gidemiyor, asker elbiselerini bile giymeden acemi eğitimi alıyorlarmış. Babam bu anılarını anlatırken kaldığı yerden kışla diye bahseder. Bu nedenle şiirde adı geçen kışla da büyük bir ihtimalle askerlerin toplanma yeridir.
Önünde saz çalınması ise bekleşen askerlerin eğlenceleridir. Çünkü, Türk milleti dışında düğüne gider gibi savaşa giden başka hiçbir millet yoktur. Son iki mısra ise geride kalanların gözyaşlarıdır.
Çünkü, savaşın asıl acısını onlar yaşayacaktır. Bazı, metinlerde Yemene gidene ağlıyor kızlar diye söylense de doğrusu ağlasındır. Çünkü Muş ve çevresinde -yor şimdiki zaman ekini kullanma alışkanlığı bilhassa o tarihlerde hiç yoktur. Kışlanın önünde redif sesi var. Açın çantasını bakın nesi var. Bir çift potin ile bir de fesi var. Redif kelimesinin kelime anlamı sonradan, arkadan gelendir. Burada ise yeni, genç asker anlamındadır. 19. yüzyılda Osmanlı ordularının Batı orduları standartlarına kavuşturulması için yapılan çalışmaların sonucu olarak seferberlik anında askere alınacak kişilerin oluşturduğu alaylardır. Bilhassa I. Dünya savaşında bu hazırlıkların faydaları görülmüştür. (Daha fazla bilgi için bk. İ. Hakkı Uzun Çarşılı-Osmanlı Tarihi- Cilt Havada Bulut Yok türküsü bu acıyı belki de en iyi anlatan türkülerden biri olmuştur.
Bu kadar üzerinde konuşulması, haksız yere sahiplenilmeye çalışılması da sanırım bu yüzdendir. Ama kimse heveslenmesin. Muşlu Yemende şehit olan evlatları için öz bağrında duyduğu acıyı haykırdığı bu Türküyü elbette ki yüce Türk milletine armağan etmiştir. Bu Türkünün gerçek sahibi Türk milleti ve Onun uçsuz bucaksız ülkelerde verdiği milyonlarca şehittir. Hepsinin ruhu şad olsun dedi.
Muş Ovası Gazetesi


