KESK’e bağlı Eğitimsen Muş Şubesi’nde basın açıklaması yapan KESK MYK üyesi Akman Şimşek, “25 Kasım’da Türkiye’de kamu hizmetleri duracak. Uçaklar havalanmayacak, trenler, vapurlar çalışmayacak. Acil servisler dışında sağlık hizmeti duracak, eğitim emekçileri eğitim hizmeti vermeyecek, vergi toplanmayacak, belediye hizmetleri duracak” ifadelerini kullandı.
“Bugün, 25 Kasım uyarı grevinin hazırlıkları için buradayız. İl il, gezerek grevi örgütlüyoruz. İşyeri işyeri dolaşarak grevi anlatıyoruz. Gittiğimiz her ilde emek ve meslek örgütlerinin, emekten ve demokrasiden yana olan herkesin kapısını çalıyor, dayanışma talep ediyoruz” diyen Şimşek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de işler yolunda gitmiyor. Bir yanda kriz nedeniyle işinden gücünden olan milyonlar var, diğer yanda krizi bahane edip kamu kaynaklarından teşvik üzerine teşvik alanlar var. Bir yanda özgürlük, eşitlik, adalet ve demokrasi talebiyle haykıran milyonlar var; diğer yanda otoriter, devletçi, baskıcı geleneğin sürmesini isteyen yetkililer var. Bir yanda cezaevlerinde ölüme terk edilmiş insanlarımız var, diğer yanda nezle olsa cezaevinden lüks hastane odalarına sevk edilen, tahliye edilen çeteciler var. Bir yanda açlık, yoksulluk, sefalet var, diğer yanda kar hırsıyla en temel, en insanı alanları piyasalaştırmaya çalışan bir avuç asalak var. Bir yanda ülkenin demokratikleşme sorunu çözüm beklerken, diğer yanda hala savaştan medet uman, halkların kardeşliğine kasteden bir avuç ırkçı, şoven var.
Türkiye’de işler yolunda gitmiyor. Küresel krizin bir yılını geride bıraktık. Kriz nedeniyle işinden olmuşların sayısı 1,5 milyona ulaştı. İyi kötü bir işi olanların % 90’ı yoksulluk, % 60’i açlık sınırının altında bir ücretle çalışıyor. Hiçbir alanda dünyada ilk üçe giremeyen ülke, konu işsizlik olunca dünyanın en çok işsizi olan üçüncü ülkesi oluyor. Konu gelir dağılımında adaletsizlik olunca yine dünya rekoruna aday oluyor. Halkı, yoksulları, emekçileri krizin etkisi altında ezilirken, bu ülke bu sorunlara karşı duyarsız, gözünü emekçilerin kaynaklarına dikmiş, sırtını emperyalizme ve emperyalizmin kurumları olan İMF ve DB’na dayamış bir siyasal iktidar tarafından yönetiliyor.
Üstelik hazırlanan 2010 bütçesiyle krizin yükü emekçilerin omzuna yüklenmeye çalışılıyor. 2010 bütçesi emekçileri borçlandırma bütçesidir. Bütçeye baktığımızda dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerinin % 65’ini oluşturduğunu görüyoruz. Şirketlerden, kurumlardan neredeyse vergi alınmadığını görüyoruz. Yoksul halkın, emekçilerin, emeklilerin, işsizlerin koşullarına tamamen duyarsız bir bütçe görüyoruz. Böyle bir bütçeye mahkum ediliyoruz.
Üstelik mahkum edildiğimiz bu karanlık tablo karşısında halkın, emekçilerin hak arama imkanları daraltılıyor. Emekçilerin kazanılmış hakları bile bir bir budanıyor. İnsanca bir emeklilik, insana yakışır bir sağlık hizmeti emekçiler için hayal haline getiriliyor. Taşeronlaştırma, esnek çalıştırma, kamuda sözleşmeli çalıştırma uygulamaları sonucu hem emekçiler parçalanıyor hem de eşit işe eşit ücret ilkesi ayaklar altına alınıyor. Emekçiler sadece yoksulluğa, açlığa, işsizliğe değil, örgütsüzlüğe de mahkum ediliyor.
KESK olarak sesleniyoruz: emekçilerin kendi örgütlü güçlerinden başka güvenecekleri bir güç yoktur. Dünyanın her yerinde sadece örgütlenen ve mücadele eden emekçiler haklarını almışlardır. Kamu emekçisi olan bizler için bunların başında toplu sözleşme hakkı gelir, grev hakkı gelir. Bu hakları olmayan kamu emekçilerinin kaderi sermayenin iki dudağı arasında kalır.
KESK olarak yıllardır bunu vurguluyoruz. Toplu sözleşme ve grev hakkımızın gasp edilmesine karşı sesimizi yükseltiyoruz. 15 Ağustos’ta siyasi iktidar sendikaları toplu görüşmelere çağırdığında oraya gittik ve bu görüşümüzü ortaya koyduk. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin kararıyla artık içtihat haline gelen toplu sözleşme hakkımızı hatırlattık. Toplu görüşmeden vazgeçin toplu sözleşme yapalım dedik. Hükümete Anayasa’nın 90. Maddesini çiğniyorsunuz, hukuksuzluk yapıyorsunuz dedik. Sadece orada değil, her zeminde, işyerlerinde, alanlarda, sokaklarda toplu sözleşme hakkımızı savunduk. TİS yoksa grev var! diye haykırdık. Ancak siyasi iktidar inadından vazgeçmedi. Hem toplu sözleşme hakkımızı çiğnedi, hem de ulufe dağıtır gibi önerdiği %2,5+%2,5’luk ücret zammı ile bizlere açlığı ve yoksulluğu dayattı.
Siyasi iktidar bize grev’den, üretimden gelen gücümüzü kullanmaktan başka bir yol bırakmamıştır. KESK olarak 25 Kasım’da ülkenin her tarafında 1 günlük uyarı grevi yapacağız.
25 Kasım’da Türkiye’de kamu hizmetleri duracak. Uçaklar havalanmayacak, trenler, vapurlar çalışmayacak. Acil servisler dışında sağlık hizmeti duracak, eğitim emekçileri eğitim hizmeti vermeyecek, vergi toplanmayacak, belediye hizmetleri duracak.
Bugün, 25 Kasım Uyarı grevinin hazırlıkları için buradayız. İl il, gezerek grevi örgütlüyoruz. İşyeri işyeri dolaşarak grevi anlatıyoruz. Gittiğimiz her ilde emek ve meslek örgütlerinin, emekten ve demokrasiden yana olan herkesin kapısını çalıyor, dayanışma talep ediyoruz.
Bütün demokrasi güçlerini, emek ve meslek örgütlerini, emekten, demokrasiden yana olan herkesi; işsizleri, emeklileri, bütün kriz mağdurlarını, kadınları, çiftçileri, gençleri 25 Kasım grevimize omuz vermeye çağırıyoruz.
Buradan siyasi iktidara bir kez daha sesleniyoruz. Toplu sözleşme hakkımızı çiğnemekten vazgeçin. Bugün hemen toplu sözleşme masasına oturmak için hiçbir yasal engel yoktur. Vakit hala geç değildir. Krizin bedelini emekçilere ödetecek politikalarınızı terk edin.
Emek karşıtı politikalarınızda inat edersiniz, bilin ki 25 Kasım emekçilerin bu politikalara direnişinin yeni bir başlangıcı olacaktır”
Muş`un Sesi Gazetesi


