Skip to main content

Yılsonu eğitim durumu

Muş Haber Fotoğrafı

Eğitim Sen, 2009-2010 eğitim ve öğretim döneminin tamamlanmasından sonra hazırladığı değerlendirme raporunu açıkladı. Genel Sekreter Mehmet Bozgeyik ve Genel Basın Yayın Sekreteri Serpil Açıl Özer tarafından şubelere dağıtılan raporun eklerinde istatistiklere de yer verildi.

2009-2010 Eğitim Öğretim Yılı sonunda eğitimin durumunu rapor haline getiren Eğitim Sen açıklamasında “Eğitim sisteminin yıllardır karşı karşıya kaldığı sorunlar, 2009–2010 eğitim-öğretim yılında da bütün ağırlığıyla devam etmiştir. Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılı içinde, eğitimin ve eğitim emekçilerinin sorunlarını çözme noktasında yeterince adım atılmadığı gibi, var olan sorunların artarak devam etmiş olması düşündürücüdür. Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar elbette bugün ortaya çıkmamış, yıllardır sürdürülen serbest piyasacı, diğer kamu hizmetleri gibi eğitimi ticarileştirmeyi ve özelleştirmeyi hedefleyen bilinçli politikaların bir birikimi olarak bugünlere gelinmiştir. AKP iktidarı, bu olumsuz birikimi daha da arttırmak için elinden geleni yapmaktadır” dedi.

2009-2010 eğitim öğretim yılına ait istatistiklere bakıldığında Türkiye’de okullaşma oranları hakkında şu bilgilere yer verildi: “okulöncesinde %32, ilköğretimde %98, ortaöğretimde %65’tir. Türkiye ortalaması bu şekildeyken pek çok yönden geri kalmış bazı illerde okullaşma oranları Türkiye ortalamasının çok altında seyretmiştir.

Okulöncesi eğitimde okullaşma oranları en düşük iller, Okulöncesi eğitimde Türkiye genelinde okullaşma oranı %32 iken; Hakkâri’de %14, Ağrı’da %15, Şırnak’ta %24, Batman’da %27’dir.
İlköğretimde okullaşma oranı Türkiye genelinde %98 iken; Hakkâri’de %85, Bitlis ve Muş’ta %87, Van’da %88, Bingöl’de %91, Ağrı’da %93’tür.
Ortaöğretimde okullaşma oranları en düşük iller

Ortaöğretimde okullaşma oranı Türkiye genelinde %65 iken; Ağrı’da %22, Muş’ta %23, Van ve Bitlis’te %28, Bingöl’de %36, Hakkâri’de %41’dir.
Benzer bir eşitsizliği öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayılarına bakarak da gözlemlemek mümkündür. MEB rakamlarına göre ilköğretimde derslik başına 32, öğretmen başına 22 öğrenci; ortaöğretimde derslik başına 33, öğretmen başına 18 öğrenci düşmektedir. Derslik ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı en fazla olan bölge Güneydoğu Anadolu bölgesidir. Güneydoğu Anadolu bölgesinde ilköğretimde derslik başına 44, öğretmen başına 28 öğrenci; ortaöğretimde derslik başına 44, öğretmen başına 25 öğrenci düşmektedir.

Benzer bir durum yoğun dış göç alan ve Türkiye’nin en kalabalık şehri olan İstanbul için de geçerlidir. İstanbul’da ilköğretimde derslik başına 46, öğretmen başına 28 öğrenci; ortaöğretimde derslik başına 40, öğretmen başına 21 öğrenci düşmektedir.
2009–2010 eğitim-öğretim yılı boyunca gerek eğitimin ve yükseköğretimin, gerekse eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarını çözme noktasında hemen hemen hiçbir somut adım atılmamıştır. Eğitimde yaşanan ve acilen çözüm bekleyen sorunları ana hatlarıyla sıralamak gerekirse;
Türkiye’de okul ve derslik sayısı öğrenci sayısına paralel olarak ve ihtiyaca yanıt veren düzeyde değildir. Okulların üçte ikisinde ikili eğitim yapılmakta, birleştirilmiş eğitim ve taşımalı eğitim uygulamaları sürmektedir.
Kalabalık sınıflarda eğitim hem öğretmenler hem de öğrenciler açısından önemli bir sorun olmayı sürdürmektedir. Okulların fiziki yapı ve donanım açısından yaşadığı eksiklikler sağlıklı bir eğitim hizmetinin verilmesini güçleştiren önemli bir unsurdur.
İlköğretimde okullaşma oranı %98’ler düzeyindedir. Ortaöğretimde ise okullaşma oranının %60’lar civarında kalması düşündürücüdür. Okula gitmeyenlerin önemli bir bölümünü kız çocukları oluşturmaktadır.
Türkiye’de 8 milyonun üzerinde engelli vardır. Türkiye nüfusunun yaklaşık % 12’sini oluşturan engellilerin eğitim hakkından yeterince faydalanabildiklerini söylemek mümkün değildir. Sayıları 1 milyonu bulan 4-18 yaş arasındaki engelli çocukların ancak 30.000 kadarı eğitim hakkından yararlanabilmektedir.
Öğretmen açıkları giderilmemiş, sayıları 350 bini bulan işsiz öğretmenlerin atamaları yapılmadığı gibi, mevcut öğretmen açıkları, sayılarının yüz bini aştığını tahmin ettiğimiz ücretli ve vekil öğretmenler aracılığıyla kapatılmaya çalışılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yüksek Yargı kararlarına rağmen zorunlu din dersi uygulaması ile ilgili herhangi bir somut adım atılmamıştır.
Türkiye’deki cezaevlerinde tutuklu 1885, hükmen tutuklu 390 ve hükümlü 246 olmak üzere toplam 2 bin 521 çocuk bulunmaktadır. Kamuoyunda “taş atan çocuklar” olarak bilinen TMK mağduru çocukların durumu ile ilgili gerekli somut adımlar atılmamıştır.
Eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, demokratik, sosyal ve özlük haklarında kayda değer bir iyileştirme yapılmamıştır.
Eğitimde eşitsizlik ve adaletsizliğin en önemli göstergelerinden birisi de bölgeler ve iller arası gelir dağılımındaki eşitsizlik devam etmektedir. Ekonomik imkânların kısıtlılığı, çocuğun okula devamını engelleyen en önemli faktördür.
Genel liselerin Anadolu liselerine dönüştürülmesi sürecinin eğitim sürecine etkileri öğrenciler ve genel liselerde görev yapan öğretmenler açısından çok sayıda mağduriyet yaratacaktır. Eğitimin herhangi bir alanında düzenleme yapılırken eğitim sendikalarının görüşlerine başvurulmaması, yaşanacak mağduriyetleri daha da arttırmaktadır.
Öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılmasına yol açan 5204 sayılı Yasa (başöğretmen, uzman öğretmen vb.) öğretmenler arasında çatışmalara, ayrımcılığa, adaletsizliğe, huzursuzluğa yol açmaktadır. Bu düzenleme en kısa sürede iptal edilmeli, bu durumdan kaynaklı yaşanan ekonomik kayıplar giderilmelidir.
Yakın geçmişte ders ve ek ders saatlerini düzenleyen mevzuatta ciddi değişikler yapılmıştır. 657 ve 439 Sayılı Yasalarda yapılan değişikliklerle ders ve ek ders saatlerine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı neredeyse tamamen değiştirilmiştir. Bu değişiklerin önemli bir bölümü eğitim emekçilerinin aleyhine olmuştur.
İLKSAN ile ilgili olarak, daha önce sendikamız tarafından yapılan referandumda katılımcıların %90’ı İLKSAN’ın tasfiye edilerek üyelerin hak edişlerinin bir defada ödenmesini istediklerini belirtmiş olmasına rağmen bu konuda herhangi bir adım atılmamıştır.
Üniversitelerin özerk, bilimsel, demokratik işleyişini ortadan kaldıran YÖK, bugün üniversiteleri piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi kendisine öncelikli görev edinmiştir.
Eğitim ve bilim emekçilerinin, hizmetli ve memurların, üniversite çalışanları, ÖSYM, YÖK ve YURT KUR çalışanlarının yıllardır yaşadığı ekonomik, özlük ve sosyal sorunlarına hala çözüm üretilememiştir.
Giderek derinleşen kriz süreciyle birlikte işsizlik ve yoksulluğun sürekli artması, devletin kamu hizmetlerini büyük ölçüde gözden çıkarmış olması, bugüne kadar geniş halk kesimlerini olduğu kadar eğitim sistemini ve eğitimin bileşenlerini de olumsuz etkilemiştir.
Sendikamız üyesi eğitim emekçileri ciddi hak ihlalleri ile karşı karşıyadır. Yetkili kurullarımızda aldığımız kararlar doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz etkinlik sonrasında üye ve yöneticilerimiz hakkında disiplin soruşturmaları başlatılmakta, ceza davaları açılmaktadır.
2009–2010 EĞİTİM ÖĞRETİM YILINDA SAYILARLA EĞİTİMİN DURUMU
Derslik, Okul ve Öğretmen Sayısı Yetersiz
Türkiye’de toplam öğrencilerin %75’i ilköğretimde bulunmaktadır. İlköğretimdeki duruma son sekiz yılda yaşanan rakamsal değişiklikler ışığında baktığımızda tablonun hiç de iç açıcı olmadığını gözlemlemek mümkündür.
OKUL ÖNCESİNDE okul sayısı 26.681, derslik sayısı 45.703, öğrenci sayısı 980.654, öğretmen sayısı ise 42.716’dır. Okulöncesi eğitimde derslik başına 21 öğrenci düşüyormuş gibi görünmesine karşın, okulöncesi eğitimin ülke çapında yeterince yaygınlaştırılmamış olması, mevcut sayısal verilerin durumu anlamak için tek başına yeterli olamayacağını göstermektedir.
İLKÖĞRETİMDE, okul sayısı 33.310, derslik sayısı 332.902, öğrenci sayısı 10.916.643’tür. Devlet okullarındaki öğretmen sayısı ise bakanlık tarafından toplamda (kadrolu + sözleşmeli) 458.046’dır. İlköğretim rakamlarına baktığımızda derslik başına 33 öğrenci düşüyormuş gibi görünmektedir. Ancak gerçekler belirtilen rakamlardan tamamen farklıdır. İkili eğitim sorunu hala çözülmemiştir ve özellikle metropol ve şehir ilköğretim okullarda derslik başına 40–45 öğrenci düşen okullar bulunduğu bilinmektedir. Özellikle yoksul emekçi ailelerin yaşadığı yerlerdeki okullarda hem altyapı ve fiziki donanım, hem de ders başına düşen öğrenci sayısı açısından ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. İlköğretimde öğrencilerin bugünkü tekli ve iki öğretim koşullarında 24 kişilik sınıflarda eğitim görebilmeleri için gerekli olan derslik sayısı 121 bin 958’dir.
İlköğretimin son sekiz yıllık gelişim tablosuna baktığımızda, 2002 yılından bu yana okul sayısında yaşanan azalma dikkat çekmektedir. Bu azalmanın nedeni özellikle köylerde giderek yaygınlaşan birleştirilmiş sınıf, Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO) sistemi ve taşımalı eğitim uygulamasının artmış olmasıdır. 2002 yılından bu yana ilköğretimde okuyan öğrenci sayısı artmış olmasına rağmen, öğretmen, okul ve derslik sayısının bu artışa paralel olarak artmadığı görülmektedir.
ORTAÖĞRETİMDE okul sayısı 8.913, derslik sayısı 110.310, öğrenci sayısı 4.240.130, öğretmen sayısı (kadrolu + sözleşmeli) 206.862’dir. Ortaöğretimdeki rakamlara göre derslik başına düşen öğrenci sayısı 35 olarak hesaplanmaktadır. Ancak Büyükşehirlerde, özellikle yoksul ailelerin yaşadığı semtlerdeki sınıf mevcutları bu rakamın çok üzerindedir.
Ortaöğretimde henüz yeterli okullaşma sağlanamamıştır. Ortaöğretimde okul, öğrenci ve öğretmen sayısı birbirine paralel artmış gibi görünmesine karşın, Türkiye henüz ortaöğretimde, özellikle mesleki ve teknik eğitimde yaşanan sorunları çözememiştir. Mesleki ve teknik eğitimde piyasa merkezli yaklaşımlar eğitimin niteliğini olumsuz etkilemekte, öğrencilerin almaları gereken eğitimin niteliği, piyasa şartlarına göre belirlenmektedir.
Bütçeden Eğitime Ayrılan Pay İhtiyaçları Karşılamaktan Uzak
Son 8 yılın rakamlarına bakıldığında, artan öğrenci sayısına karşın Milli Eğitim Bütçesinin, ortaya çıkan ihtiyacı karşılayacak kadar artmadığı görülmektedir. Aşağıdaki tabloda son altı yıl içinde eğitime bütçeden ayrılan pay ve bu payların Milli Gelire oranı gösterilmiştir. İktidarı döneminde Türkiye’ye “çağ atlattığını” iddia edenler, borç almak hariç, diğer tüm alanlarda olduğu gibi, eğitim politikalarında da sınıfta kalmıştır. Eğitime bütçeden ayrılan paylar bu durumun en açık kanıtı niteliğindedir. Üstelik eğitimde bütçeden ayrılan payların ortalama %65’i personel harcamalarına ayrılmakta, eğitimin finansmanı öğrencilerin, dolayısıyla öğrenci velilerinin omuzlarına yıkılmıştır.
Son yıllarda eğitime bütçeden ayrılan pay rakamsal olarak artmakla birlikte eğitimin Milli Gelir içindeki payı fazla değişiklik göstermemiştir. Bütçe içinde sınırlı, ancak sosyal harcamalar içinde önemli bir paya sahip eğitim harcamaları, sosyal harcamaların her geçen yıl azaltılması, daha doğrusu özel kesime yönelik kaynak olarak aktarılması nedeniyle ya azalmış ya da yerinde saymıştır. Böylece eğitim sistemi içinden çıkamayacağı bir kriz içine itilmiştir. Özellikle 1990 sonrası ülke ekonomisini alt-üst eden krizlerin sıklaşması, ekonomide olduğu gibi eğitim hizmetlerinde de büyük yapısal sorunlara neden olmuş, çözüm olarak eğitimin ticarileştirilmesi, özelleştirilmesi, eğitim harcamalarının öğrenci ve velilerin sırtına yıkılması gibi sonuçlar ortaya çıkarmıştır.
MEB Bütçesinden Yatırıma Ayrılan Pay
AKP iktidarı döneminde eğitim bütçesinden yatırımlara ayrılan pay sürekli olarak azalmıştır. Eğitimin sorunlarını çözmek için atılması gereken en somut adım, eğitim alanındaki kamu yatırımlarının artmasıdır. Ancak AKP Hükümeti, diğer tüm alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da özelleştirmeyi ilke edindiği için, MEB bütçesinden yatırıma ayrılan payı büyük oranda azaltmıştır.
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin %17,18’i yatırımlara ayrılırken, 8 yıllık iktidar sürecinde bu pay sürekli azalmış ve 2010 yılında 2002’deki rakamın dörtte birine kadar düşmüştür. 2010 yılında MEB bütçesinden yatırımlara ayrılan pay sadece %6,32 olarak belirlenmiştir. Sadece son sekiz yılın rakamlarına bakıldığında, AKP eliyle eğitim yatırımlarının nasıl bitirilme noktasına getirildiğini görmek mümkündür.
Genel bütçeden ve MEB bütçesinden yatırımlarına ayrılan paydaki azalma yurttaşların eğitim maliyetini üstlenmede daha çok yükümlülük altına girdiğini belirgin olarak ortaya koymaktadır. Eğitim harcamalarının finansman kaynaklarına göre dağılımı, eğitimde maliyetin faturasının her geçen yıl veliye daha çok yüklendiğini, velilerin yaptığı harcamalarda oranın bizim gibi gelişmekte olan ülkelerle aynı oranlarda olduğunu göstermektedir.
Dershaneler Okulların Yerini Almaya Başladı
Eğitim sisteminde dikkat çeken bir diğer nokta, yıllardır eğitimin kanayan yarası olan dershane sisteminin daha da büyümesidir. Dershane sistemi, bugün başlı başına bir sektör haline gelmiş ve eğitime yeterli kaynak ayrılamaması, okullarımızda nitelikli eğitim verilememesi, özel dershane sisteminin her geçen gün büyümesine ve neredeyse okullara alternatif kurumlar olarak düşünülmesine neden olmuştur.
Yıllar içinde dershanelere giden öğrenci sayısı son 8 yılda sürekli artış göstermiş ve 1.174.860’a yükselmiştir. 2002 yılında özel dershane sayısı 2.122 iken, 2010 yılında bu rakam 4.193’e ulaşmıştır. Aynı dönemde öğretmen sayısı 19.881’den 50.432’ye yükselmiştir. Dolayısıyla son 8 yılda eğitim sistemi nitelik olarak daha da gerilemiştir. Eğitimin niteliği düştükçe özel ders ve dershane sistemi büyümüştür. Bu durumun doğal sonucu olarak, eğitim sistemi ve veliler dershanelere çalışmaya başlamış, ekonomik gücü olan veliler astronomik rakamlarla çocuklarını dershaneye gönderirken, ekonomik gücü olmayan velilerin çocukları sistemin dışına itilmiştir.
Her yönüyle sınavlara bağımlı olan eğitim sistemi kamu eğitimini işlevsiz bırakarak, eğitimi dershane, özel ders, özel okul alanına kaydırmıştır. Bu nedenle özellikle sınav zamanları okullar boşaldığı için öncelikle bu sorunu sorgulanması ve çözülmesi gerekir. Artık ikincil, destek eğitimi olmaktan çıkıp, birincil asıl eğitime dönüşmüş olan dershane sistemi dışında kalan bir öğrencinin sınav kazanması, daha iyi bir okula, üniversiteye gitmesi neredeyse imkânsız hale gelmiştir.

Türkiye’de eğitim emekçileri diğer ülkelerdeki meslektaşlarına kıyasla daha az kazanıyor.
Yukarıdaki tabloda ülkelere göre ilköğretim okullarında ve devlet liselerinde göreve yeni başlamış öğretmenlerle en üst dereceye ulaşmış öğretmenlerin yıllık toplam brüt maaşları dolar bazında karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Tablodan da anlaşıldığı gibi, en yüksek öğretmen maaşlarının verildiği ülke Almanya iken, en düşük öğretmen maaşı veren ülkeler Türkiye ve Macaristan’dır. OECD’nin istatistikleriyle baktığımızda İspanya’da göreve yeni başlamış bir ilkokul öğretmeni yılda toplam 34.250 dolar gelir elde etmekte, Yunanistan’da aynı şartlarda bir öğretmen yılda toplam 26.326 dolar kazanmakta iken, bu rakam Türkiye’de sadece 14.063 dolarda kalmıştır. Türkiye’de öğretmenlerin maaşlarının dolar bazında alım gücü 2007 yılına göre 17.909 ABD Doları seviyesinden 14.063 dolar seviyesine inmiştir. Oysa aynı durum, diğer ülkelerde tersi yönde gerçekleşmiş ve yıllık toplam ücretlerde artışlar yaşanmıştır. Bu durum, krizin etkilerinin Türkiye’de reel ücretler bazında daha fazla gerilemeye yol açtığını açık biçimde kanıtlamaktadır.
İspanya’da en üst derecede olan bir ilköğretim okulu öğretmeninin yıllık toplam geliri 49.466, Yunanistan’da 38.619 dolara yükselmişken, Türkiye’de bu ücret 21.623 dolar olan 2007 seviyesinden 17.515 dolar seviyesine gerilemiştir. OECD rakamları Türkiye’de eğitim emekçilerinin reel ücretlerindeki erimesi açıkça göstermektedir.
Devlet liselerinde göreve yeni başlamış bir eğitim emekçisi ise İspanya’da yılda toplam 39.367, Yunanistan’da 26.326 dolar kazanırken, Türkiye’de göreve yeni başlayan bir lise öğretmeni 2007 yılında 18.179 dolar kazanıyorken, 2009 yılında brüt olarak 14.063 dolar kazanmıştır. En üst derecedeki bir devlet lisesi öğretmeninin Türkiye’de 2007 yılında 21.893 dolar yıllık gelir elde ettiği görülmekteyken, 2009 yılında bu rakam 17.515 dolara gerilemiştir.
OECD üyesi diğer ülkelerde meslekte deneyim kazanılan yıllar ilerledikçe ödenen maaşta ciddi artışlar gözlenmekte iken, Türkiye’de bu yerinde saymaktadır. Bu anlamda Türkiye, eğitimin diğer sorunlarının çözümünde olduğu gibi, eğitim emekçilerinin ekonomik-özlük sorunları çözme noktasında da sınıfta kalmıştır.
Sonuç
Her geçen gün içten içe çürüyen sistemde eğitim emekçilerinin çabaları ile okullarda yürütülmeye çalışılan eğitim ve öğretim pek çok sorunla yüz yüzedir. İlköğretimden başlayarak tam anlamıyla bir yarış içine sokulan çocuklarımız ve gençlerimiz arasındaki eğitim rekabeti, dershanelerle daha da artmış, oluşan dershane sistemi okullarda verilen eğitimin niteliğini tamamen yitirmesine, en temel işlevlerini bile yerine getiremez duruma gelmesine neden olmuştur.
Ülkemizde yıllardan beri gerçekleştirilen paralı eğitim uygulamaları ile gerek aynı il ya da bölge içerisinde, gerek bölgeler arasında ve hatta aynı çevredeki ekonomik konumları farklı ailelerin çocukları arasında eğitim hakkının kullanılabilmesi ve bu haktan yaralanabilmesi bakımından uçurum derecesinde büyük farklılıklar bulunmaktadır. Dershane sistemi uygulaması ile eğitim olanakları gelişmiş olan daha varsıl ailelerin çocukları milyarlarca lira ödeyerek diğer öğrenci ve okullar karşısında önemli avantajlar sağlarken, yoksul ve orta gelirli ailelerin çocuklarının eğitim olanakları gelişmemiş, genel devlet liseleri ile meslek liseleri vb. okullarda okuyan öğrenciler daha başından sistemin dışına itilmiştir.
Eğitim bir toplumun, ülkenin geleceğini belirleyen çok temel ve genel bir alanı kapsamaktadır. Bu bağlamda eğitim; kaynak sorunundan katılıma, nitelik sorunundan kamusallığı, özgürlük sorunundan topluma eşitlikçi her anlayışla sunulmasına kadar özenle ele alınıp düzenlenmesi gerekmektedir. Yapısal sorunları olan eğitim sistemini günü birlik politikalarla geçiştirmek ülkenin geleceğine vurulmuş en büyük darbe olacaktır. Eğitim sistemimiz; özellikle yoksul ailelerin yaşadığı bölgeler açısından daha büyük ihmallerin, derin eşitsizlik ve yoksullukların yaşandığı bir durumdadır. Muş`un Sesi Gazetesi

Bir Cevap Yaz

blank

Ekonomi Haberleri

Muş’ta Meyve Ağaçlarında Aşılama Dönemi Başladı

Muş’ta baharın gelmesiyle birlikte bağ ve bahçelerde aşılama çalışmaları hız kazandı. Kentte kendi…

Muş’ta Dere Islah Seferberliği: 4 Köyde Çalışmalar Sürüyor

Muş’ta taşkın riskini azaltmak ve su akışını düzenlemek amacıyla başlatılan dere ıslah çalışmaları…

Muş’ta Araç Sayısı 43 Bini Aştı: Mart Ayında Trafiğe Kayıtlar Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Mart ayında ülke genelinde toplam 159 bin 931…

Eğitim Haberleri

Muş’ta Okul Güvenliği Toplantısı Gerçekleştirildi

Muş’ta okul çevrelerinde güvenliğin artırılması amacıyla önemli bir toplantı düzenlendi. Muş Valisi Avni…

Öğretmenlere Silah Değil, Çikolata Layık

Son günlerde yaşanan ve tüm ülkeyi derinden sarsan acı olay, Muş eğitim camiasında…

Okul çevrelerinde denetimler artırılacak

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in katılımıyla okullar ve…

Kültür Sanat Haberleri

Gençler arası kültür ve sanat yarışmalarında başarı

Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 11. Gençler Arası…

Kocaeli’de Muş Halk Oyunları Rüzgarı

Kocaeli’de gerçekleştirilen folklor yarışması, Muş kültürünün görkemli bir başarısına sahne oldu. Kocaeli’de yaşayan…

Yarım Asırlık Bir Ses: Mehmet Ciğer, Türküleriyle Muş’un Hafızasını Yaşatıyor

Fırat Demir Muş Kent Haber Gazetesi 1959 doğumlu olan Ciğer, küçük yaşlardan itibaren…

blank

Profesyonel internet sitesi için arayın..

Memleket Web Tasarım

 0532 514 50 57

  • Google Arama Kaydı
  • SEO Puanı Yüksek Tasarımlar
  • Türkçe Yönetim Paneli
  • Yedekleme Hizmeti

 

 

Haber ve İçerik Etiketleri

Haber Kategorileri