Başarılı çalışmaları ile adından sıkça söz ettiren Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Muş İl Temsilciliği faaliyetlerini sürdürüyor. Gençler yönelik çeşitli etkinlikler yapan vakıf, son olarak Osmanlıca kursu açarak gençlerin iyi yetişmesine olanak sağlıyor.
Muş Gençlik Merkezinde başlatılan kursu 4 ay üzerinden planlayan TÜGVA Muş İl Temsilciliği, Hayrat Vakfı ile yapılan protokol ile 1 öğretmen nezaretinde 15 gence Osmanlıca öğretiyor. Haftada 2 saat kursa katılan gençler, ilk 2 ay okuma geri kalan 2 ayda da yazma eğitimi görecek. Kurs sonunda katılımcılara MEB onaylı sertifika verilecek.
Yapılan faaliyetlerle ilgili açıklamalarda bulunan TÜGVA Muş İl Temsilcisi Erkan Er, gençleri kötü alışkanlıklardan korumak ve gelecek için faydalı gençlerin yetiştirilmesi için vakıf olarak çalışmalarını titizlikle sürdürdüklerini belirtti.
Gençlerin geçmiş ile bağlarını kuvvetlendirmek için Osmanlıca kursu açtıklarını ifade eden Er, onların geçmişten alacakları güç ile faydalı çalışmalar ortaya çıkaracaklarını umut ettiğini kaydetti.
TÜGVA Muş Eğitim Koordinatörü ve Osmanlıca kursu sorumlusu Mutallip Söylemez de yeni bir lisanın önemine değinerek Dil; fikir dünyasının tezahürüdür, kendini ifade edebileceği iletişim aracıdır. Milletin hatırası, ruhu, özü, mayasıdır. Dilini kaybeden milletler, hatırasını, hafızasını hem ferdi hem de milli kimliğini, açıkçası her şeyini kaybetmeye yüz tutmuştur. Dil şuurunu kaybeden bir millet, millet olma şerefini kaybetmekle yüz yüze gelir. Lisan ve yazısını kaybeden bir millet, hafızasını kaybetmiş demektir. Böyle bir millet, kendi kültürüne ve tarihine yabancılaşır, geçmişte ne olduğunu unutur, bugün ve gelecekte ne olacağını bilemez hale gelir. Gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilmenin yolu, Osmanlı Türkçesini okuyup anlayabilmekten geçmektedir. Millî kültürümüzün temelini oluşturan eserlerimizin hemen hemen tamamı, Osmanlıcayla yazılmıştır. Hâlbuki yeni neslimiz, dedesinden kalmış bir kitap veya eski bir tapu senedinin, bir paranın, bir çeşme kitabesi, tarihî bir çarşı girişi ya da belki her gün altından geçtiği üniversite giriş kapısında yazılı olan Osmanlıca metnini okuyamadığı gibi, gerek ne manaya geldiği, gerekse estetik zevkini yudumlama imkânından mahrumdur dedi.
Söylemez konuşmasını şu şekilde sürdürdü: Oysaki kendi memleketimizde ecdadımızın bizlere birer emaneti, birer yadigârı olan ve bir kısmı, aylar süren çalışmalarla ancak hazırlanabilmiş hususi kâğıtlar üzerinde eşsiz birer tabloya dönüşen veya bazen pirinç bir levha ya da mermere asırlara meydan okurcasına kazınan, bazen de uğruna gözünü bile kaybetmek bahasına bir câmi kubbesine ilmek ilmek işlenen ve akıllara durgunluk veren hat sanatı numuneleri bugün, apayrı ve şaşılacak bir kadirbilmezliğin incitici yalnızlığına terkedilmişlerdir. Üzüntüyle belirteyim ki, batılı araştırmacıların hem konuşma dili cihetiyle Türkçeyi, hem de bir yazı dili olan Osmanlı Türkçesini öğrenerek yaptıkları derli toplu araştırmalardan, bugün Osmanlının torunlarından ancak İngilizce bilenler istifade edebilirken, bilimsel çevirileri yapılan bu yabancı kaynaklar da, ne gariptir ki, bir sokak ötedeki kendi millî kütüphanelerimizi referans göstermektedir. İşte bu sebeplerle Osmanlıca Türkçe’sinin öğrenilmesi ve öğretilmesi için Tügva olarak gençlerimize bu hizmet veriyoruz.
Muş Manşet Gazetesi


