Türkiye genelinde olduğu gibi Muş’ta da KESK üyeleri bir günlük grev yaptı. KESK üyelerine, BDP Genel Muş Milletvekili Demir Çelik, BDP İl Başkanı Fatih Barutçu ve CHP İl Başkanı İsmail Adanur’un da destek verdiği 1 günlük iş bırakma eyleminde çalışanlar halaylar çekti.
KESK Muş Şubeler Platformu öncülüğünde başlatılan bir günlük grev gerçekleştirildi. Muş’ta değişik kurumlarda çalışan ve KESK’e bağlı sendikaya üye olan 150’e yakın çalışan, öğlen saatlerinden itibaren KESK Muş Şubeler Paltformunda toplandı. Buradan Belediye Meydanına geçerek davul-zurna eşliğinde halay çeken sendikacıların halaylı grevine bazı vatandaşlar da eşlik etti. Belediye Meydanındaki halayların ardından KESK Muş dönem sözcüsü Necmi Erol bir açıklama yaptı. Erol, eğitim ve sağlık başta olmak üzere, kanun hükmünde kararnamelerle çalışanların temel haklarının gasp edildiğini belirterek, hastaneleri kapattırmayacaklarını insanca bir hak talep ettiklerini söyledi.
Erol açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu gün Türkiye’nin dört bir yanında hak ve Özgürlüklerine sahip çıkan kamu emekçileri olarak sadece kendimiz için değil, insanca bir yaşamı hak eden bu ülkenin tüm insanları için grevdeyiz. Alanlarda omuz omuzayız.
Buradan Türkiye’nin her yerinde yüreği aydınlık bir gelecek için çarpan tüm dostlarımıza selam gönderiyoruz.
Selam olsun bu ülkenin onurlu kamu emekçilerine,
Selam olsun kamu emekçileri mücadelesinin yüz akı olduğunu bir kez daha gösterenlere.
“Bu sömürü düzenine itirazımız var” diyerek bugün alanlarda bizimle birlikte olan dostlarımız,
Hepinizi KESK adına sevgi ve dostlukla selamlıyorum,
Hoş geldiniz.
Değerli Mücadele Arkadaşlarım,
Bu ülkede çok uzun süredir gecenin karanlığı hâkim. Hak ve özgürlükleri için mücadele eden tüm kesimler bu karanlığa mahkûm edilmek isteniyor. AKP iktidarının yaptığı her icraat, attığı her adım bu ülkenin üzerine çöken karanlığı daha da artırıyor. Şimdi, şu saatlerde mecliste onaylanması için canla başla çalıştıkları bütçe bu karanlığı daha da zifiri hale getiriyor. Bu gün mecliste oylanan,
Bu bütçede grevli toplu sözleşme mücadelesi yürüten kamu emekçileri yine yok. Bu bütçede 659 TL’ye mahkûm edilen milyonlarca asgari ücretli yine yok. Bu bütçede kıdem tazminatı gasp edilmek istenen işçiler yine yok. Bu bütçede gübre parası bulamayan çiftçiler, köylüler yine yok. Bu bütçede vergi yükü altında ezilen küçük esnaf yine yok.
Kısacası Bu Bütçede insanca Bir Yaşam Sürdürmek İsteyenler Yine Yok.
Peki, ne var bu bütçede?
Yine sermayeye teşvik, rantiyecilere kıyak var.
Asgari ücretten vergi kesintisi var.
Tüm kamu hizmetlerinin tamamen paralı hale getirilmesi var.
Eğitime ve sağlığa değil silahlanmaya ayrılan payın artırılması var.
Vergi yükünün yine bizlerin sırtına yıkılması var.
Yükün yine halkın sırtına yıkıldığı bu bütçe emekçilerin, halkın değil, sermayenin bütçesidir.
“Büyümede dünya ikincisiyiz, kişi başına düşen milli gelir 10 bin doları geçti” diye övünenlere soruyoruz?
Kim büyüyor?
Sayısını 9 yıllık iktidarınızda 4 ten 38 e çıkardığınız dolar milyarderleri mi yoksa 659 TL’ye mahkûm ettiğiniz asgari ücretli mi?
Kim büyüyor?
Teşvik üstüne teşvik yağdırdığınız sermaye mi yoksa 1000 TL’yi aşan açlık sınırının altına
ittiğiniz milyonlar mı?
Kim büyüyor?
Yıllardır topladığınız deprem vergilerini duble yol yapımı için dağıtarak zenginleştirdiğiniz müteahhitler mi yoksa acının dublesini yaşattığınız depremzede Van halkı mı?
Büyüyen sadece bu iktidar, bu iktidarın yandaşları ve sözcülüğünü yaptığı sermayedir. Emekçilerin ve yoksullaştırılan halkın ise sıkıntıları, sefaleti büyüyor. AKP iktidarı gerçekleri çarpıtmada ne kadar ustalaşsa da güneşi balçıkla sıvayamaz. Bu ülkenin gerçekleri ortadadır.
Hani,
“Nesini söyleyim canım efendim Arzuhal eylesem deftere sığmaz”
Diyor ya ozan.
İşte biz kamu emekçileri de her geçen gün daha ağırlaşan öylesine sorunlar yaşıyoruz ki. Hangi birisini sayalım?
Bizi grev hakkımızı kullanmaya götüren nedenleri anlatmak için nereden başlayalım söze?
Grev Hakkımızı, Örgütlenme Özgürlüğümüzü, Özlük ve Demokratik Haklarımızı yok sayan, Demokratik bir sendika yasasında olması gereken düzenlemelerin hiç birisine yer vermeyen,
Tamamen yandaş konfederasyonun siparişine uygun olarak hazırlanan,
İki aydır Bakanlar Kurulu’nda bekletilen yasa taslağından mı başlayalım söze?
Yoksa açlık sınırının 1000, Yoksulluk sınırının 3000 TL’yi aştığı ülkemizde ortalama 1500 TL maaş verilerek açlığa yakın yoksulluğa uzak bir yaşama mahkum edilişimizden mi?
Temel tüketim maddelerine en az %40 oranında zam yapanların “bunlar zam değil güncelleme” diyerek halkla alay etmesinden mi başlayalım söze,
Yoksa yıllardır gerçek enflasyon rakamlarını çarpıtanların maaşlarımıza sefalet artışı yapmaya devam etmesinden mi?
Soruyoruz: Anayasanın, uluslararası sözleşme ve anlaşmaların bize tanıdığı grev hakkımızı neden kullandığımızı anlatmaya nereden başlayalım?
“Devrim, dönüşüm, yeniden yapılandırma” gibi cilalı sözlerin ardına sığınanların, bizi her geçen gün esnek, güvencesiz, performansa dayalı bir çalışmaya daha fazla mahkûm etmesinden mi?
Bugün 21 Aralık. En uzun gecenin en kısa gündüzün yaşandığı gün. Bu gün karanlık her zamankinden daha erken çökecek. Gece her zamankinden daha uzun sürecek. Ama inanın yarın aydınlığa daha fazla yakınlaştığımız bir gün olacak. Çünkü bizler biliyoruz ki, karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın da en yakın olduğu zamandır.
Buradan hep birlikte söz veriyoruz. Karanlığın, baskıların, yoksulluğun, sefaletin dünyasına karşı, emeğin dünyası için mücadelemizi yükselteceğiz.
Yaşasın İnsanca Yaşam Mücadelemiz! Yaşasın Onurlu Direnişimiz! Yaşasın KESK!”
Daha sonra slogan atan sendikacılar, Belediye binasının önünden sendika binasına kadar yürüdü. Muş`un Sesi Gazetesi


