Belediye Meydanında bir araya gelen İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası (EĞİTİM İLKE-SEN) üyeleri, Soma ve Şırnak maden ocaklarında yaşanan işçi ölümleri ile ilgili basın açıklaması yaparak hükümetin bu konudaki politikasını eleştirdiler.
ŞIRNAKTA 4 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
EĞİTİM İLKE-SEN Genel Başkanı Doğan Özlükün okuduğu basın açıklamasında, İşçi cinayetlerine son ve en ağır halka olarak maalesef Soma ve hemen ardından Şırnak da eklendi. Yüzlerce işçi kardeşimiz bir başka kapitalist cinayete daha kurban gitti. Şırnakta şu ana kadar 4 kardeşimiz hayatını kaybetti ve hâlâ göçük altında olan işçiler var. İnşaatlarda da aynı şekilde emekçiler can vermeye devam ediyor. Ölen işçilerimize Allahtan rahmet diliyor, geride kalan yakınlarının acılarını paylaşıyoruz. Bakanlık, 2012’den bu yana ocakta yapılan denetimlerde mevzuata aykırı bir duruma rastlanmadığını söylüyor. Madenden sağ çıkan işçiler bu denetimlerin nasıl bir göstermelik uygulamaya dönüştüğünü net bir şekilde anlatıyorlar. Bugün Soma’da iş cinayetine kurban giden arkadaşlarımızın ölümünden elbette ki bugüne kadar Somadaki kömür işletmesi ile ilgili uyarılara kulak tıkayanlar sorumludur dedi.
ORTADA KASITLI CİNAYETLER VAR
Enerji Bakanı Taner Yıldızın daha dokuz ay önce Soma maden ocağını ziyaret ettiğini ve kullanılan teknolojiyi, alınan güvenlik önlemlerini övdüğünü söyleyen Özlük, Biz mevzuatın nasıl bir katil olduğunu biliyoruz; yapılan denetimlerin, iş güvenliğinin kağıt üzerinde kaldığını da! Sadece 2013 yılının 11 ayında Türkiyede 80 madenci önlenebilir iş kazaları sebebiyle yaşamını yitirdi. Türkiye ILO verilerine göre, Çini de geride bırakarak, dünyada madenci ölümlerinde ilk sırada yer alıyor. Biz bu patlamaların, yangınların ve göçüklerin basit bir ihmal ya da kaza olduğuna inanmıyoruz. Ortada özel firmaların, yüksek kâr hırslarının yarattığı acımasız bir rekabete kurban giden emekçiler vardır, ortada kasıtlı cinayetler vardır. Yaşanan bu katliamın hemen ardından bu sömürü düzeninde bir takım iyileştirmelerin yapılacağı söz verildi. Bizler emekçilerin canına mal olan bu gecikmiş iyileştirme kararını olumlu bulduğumuzu, ancak kesinlikle yeterli bulmadığımızı buradan deklare ediyoruz. Bütün sistemi kuşatan sözleşmeli ve taşeron iş koşulları, emekçileri güvencesiz ve denetimsiz ortamlarda çalışmaya mahkûm ettikçe, işçi ölümlerinin de artmaya devam edeceğini hatırlatmak istiyoruz. Türkiye işçi ölümlerinde Avrupada ve Dünyada ilk sıralardaki yerini pekiştiriyor. Kalkınma ve büyüme hülyaları önce yoksulların, emekçilerin canlarını alıyor. Kapitalizmin kucağına atılmış halkımızın evlatları ekmek parasını kazanabilmek, ailelerinin geçimini sağlayabilmek için bu acımasız sistemin kurbanı oluyorlar. Son 11 yılda 11 binden fazla iş cinayetinin olması, işçi ölümlerinin her geçen gün artması bir tesadüf müdür? şeklinde konuştu.
7 MİLYON İNSAN ASGARİ ÜCRETLE SÖMÜRÜLÜYOR
Soma’da ve Şırnakta toprak altında kalan yüzlerce işçinin katili kim? Her yıl iş cinayetine kurban giden 1200den fazla emekçinin katili kim? diyen Özlük, Düşük ücretlerle, normal çalışma saatlerinin çok üzerinde çalıştırılan işçiler vahşi kapitalistler tarafından açıkça ölümün kucağına atılmaktadır. İş güvenlik tedbirlerinin hiç alınmadığı ya da yetersiz alındığı koşullarda emekçilerin sonu baştan belli olmaktadır: Ya ölüm ya da iş göremeyecek derecede sakatlanmalar! Bile bile yaşanan bu facialara cinayet dememek mümkün müdür? İşçileri sadece maliyet tablosunda fazladan bir gider olarak gören kapitalistler, asgari ücretlerle, taşeron uygulamalarla köleleştirdikleri işçilerin acı sonlarını hazırlayarak suçlunun kendileri olduklarını açıkça ilan etmiyorlar mı? Bu ülkede 7 milyondan fazla insan asgari ücretle sömürülüp eziliyor. Asgari ücreti bölüşerek geçinmeye çalışan insanların sayısı ise bu rakamın en az üç katı. Asgari ücretliler kadar insanımız ise kayıt dışı çalışıyor, bir o kadarı ondan da düşük gelirlerle çalıştırılıyor. Milyonlarca işsizin varlığı da emekçilerin üzerinde sürekli bir tehdit söylemi olarak kullanılıyor. Bütün bu gerçekler bize tam bir sömürü ortamında yaşadığımızı göstermiyor mu? ifadelerini kullandı.
BU CİNAYETLERE KADER DİYEBİLİR MİYİZ
Küçücük çocukların yoksul ailelerine katkıda bulunmak için çıktıkları inşaat tepelerinden düşerek ellerini, kollarını makinelere kaptırarak can verdiklerini söyleyen Özlük, Kadınlarımız, kızlarımız mevsimlik tarım işlerine giderken devrilen minibüslerin altında kalıyor; bedenleri evlerinden çok uzaklarda umutları gibi paramparça oluyor! Maden ocakları, evlerine dönemeyen babaların, oğulların mezarlarına dönüşüyor! Gurbetçi işçiler zengin sınıflara rezidanslar, alışveriş merkezleri yaparken kış mevsiminin soğuğunu iliklerine kadar hissettikleri naylon çadırlarda ısınmaya çalışırken yanıp kül oluyorlar! Günde 12-13 saat çalıştırılan onca insan her gün tedbirsizlikten, kâr hırslarından dolayı can veriyor. Bunca ölümün, cinayetin bir katili yok mu şimdi? Yoksa sizce de bu yaşananlar sadece birer önemsiz kaza mı? Bunca cinayet için Ne yapalım, bütün bunlar kaderdir! diyebilir miyiz? Bunca işçinin katilini, bunca sömürünün failini biliyoruz. Katiller, Allahın bütün kulları için var ettiği nimetlere el koyanlardır. İnsanların hakça bölüşüp adil paylaşımına engel olarak onları yoksulluğa mahkûm edip sömürenler; bunu devlet, siyaset ve toplum politikası yapanlardır! Mahallelerinde oyun oynamak yerine pres makinelerine hayatlarını kaptıran çocuk işçiler, maden ocaklarına gömülen işçiler, karın tokluğuna sömürülen genç kızlar, insanlık dışı koşullarda ekmek kavgası veren mevsimlik tarım işçileri her gün bu sömürü düzeninin iç burkan, çarpıcı fotoğraflarını sunuyorlar bizlere. Adil ve özgür bir dünya kurmak bu fotoğrafları anlamaktan geçer diye konuştu.
SORUMLULARI YARGILAYIN, AMA BAŞKA YERDE ARAMAYIN
EĞİTİM İLKE- SEN Genel Başkanı Özlük açıklamasını şu şekilde sürdürdü: Yoksulların, emekçilerin kanları, hayatları üzerine adil bir dünya kurulamaz! Bu şekilde ancak ifsat yaygınlaşabilir, yeryüzünde huzur ve barış kalmaz. 12 Eylül rejiminin baskı ve işkencelerle uyguladığı 24 Ocak kararları bugün AKP tarafından derinleştirilerek sürdürülmektedir. Güvencesiz, taşeron çalıştırma otuz yıldan fazla bir süredir halkımıza dayatılıyor. Sendikasız kalan emekçiler, sermaye sahiplerinin insafsızlığına terk edilmiş durumda. Bugün iktidar emekçiden, halktan yana değil açıkça patronlardan yana duruyor. İş cinayetlerinin, sömürünün bu kadar artıp derinleştiği bir vasatta egemenlere, iktidara şunları söylüyoruz: Kapitalizme teslim olmaktan vazgeçin; Rabbimizin paylaşımı, adaleti, dayanışmayı, bölüşmeyi öğütleyen çağrısına kulak verin! Sorumluları yargılayın ama sorumluları hep başka yerde aramayın! Çılgınca bir yarış için destek verdiğiniz çevrelerin yaptıkları sizin eserinizdir! Kapitalist hırsların yaktığı insanların hesabını adaletten yana olan insanlar bu dünyada mutlaka soracaktır! Allahın yargılaması ise şüphesiz ki daha çetindir!
Muş Manşet Gazetesi


