DİSK Genel İş Sendikası Araştırma Dairesi tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü´ne atfen Kadın Emeği Raporu hazırladı. Bu raporun, 8 Mart nedeni ile Türkiye´de esnek, güvencesiz ve örgütsüz çalışmaya neden olacak özel istihdam büroları aracılığı ile çalışma veya uzaktan çalışma gibi çalışma biçimlerinin kadınlara dayatılmasına karşı, kadın emekçilerin sorunlarını görünür kılmak için hazırlandığı belirtildi.
Türkiye´de kadınların, kapitalist sistemin yarattığı çalışma koşulları içerisinde çalışma hayatının dışına itilmiş ve emeği değersizleştirilmiştir diye belirtilen raporda, dünyada ve Türkiye´deki kadın emeğinin durumu, güncel veriler ışığında karşılaştırmalı olarak ortaya konulmaya çalışıldığı belirtildi. Hazırlanan rapor başlıklar altında hazırlandı.
Kadınların İşgücüne ve İstihdama Katılma Oranları Türkiye´de Düşük 1.başlıkta şunlar raporlandı: Kadınların işgücüne katılma düzeyleri ve istihdam içerisindeki yeri, aynı zamanda toplumsal yapı içerisinde kadınlara verilen önemi de ortaya koymaktadır. Gelişmiş ülkelerde kadınların çalışma hayatına girişi Sanayi Devrimi´ne kadar uzanmaktadır. Kadınlar önceleri daha çok geleneksel rolleri içerisinde üretim sürecinde yer alırken, Sanayi Devrimi ile birlikte ücretli bir işçi olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Ancak kadınların çalışma hayatında girişi ve burada konumlanışı, erkeklerle eşit koşullarda gerçekleşmemiştir.
Çünkü kadınlara yüklenen toplumsal roller ile kadının esas görevinin ev işleri-bakım hizmetleri olduğu düşüncesi, kadın işgücünü ikincil işgücü, kadın emeğinin ikincil emek olarak görülmesine neden olmuştur. Ancak 1980´lerden sonra küreselleşmenin etkisiyle birlikte, uygulanan yapısal uyum programları ve ihracata dayalı büyüme stratejilerine bağlı olarak tüm dünyada kadınların işgücüne katılım oranları artmıştır . Ülkemizde ise sanayileşme politikalarının yetersizliği ve toplumsal yapı içerisinde kadın emeğini ikincilleştiren ataerkil anlayışın etkisi ile kadınların işgücüne katılım oranları düşük kalmıştır. 2014 yılı itibariyle genel olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadın-erkek işgücü oranlarının birbirine yakın olduğu görülmektedir.
OECD ortalamasında erkeklerin işgücüne katılım oranı %69,2 iken, kadınların işgücüne katılım oranı % 57´dir. Ancak ülkemizde erkeklerin işgücüne katılımı, kadınların işgücüne katılımının 2 katından fazladır ve ülkemizde kadınların işgücüne katılım oranı dünya örneklerine göre oldukça düşüktür. Örneğin Fransa´da kadınların işgücüne katılım oranı %51,8, Almanya´da %54,8, İsveç´te %69,1, Avusturya´da %55,3 gibi yüksek oranlardadır. Türkiye´de kadınların işgücüne katılımı nerdeyse bu ülkelerin yarısı kadardır belirtildi. 12 Milyona Yakın Kadın Çalışma Hayatına Katılamıyor Türkiye´de 12 milyona yakın kadının ev işleriyle meşgul olduğu için çalışma hayatına katılamadığı belirtilen raporda: Ülkemizde kadınların işgücüne katılımını etkileyen birçok faktör bulunmaktadır.
Bunların başında da toplumun kadınlara bakış açısını etkileyen sosyo-kültürel yapı gelmektedir. Bu yapı içerisinde kadınların konumu hem geleneksel toplum yapısı hem de uygulamaya konulan ekonomik ve siyasi kararlar ile belirlenmektedir. Özellikle bu sosyo-kültürel yapı içerisinde son yıllarda uygulamaya konulan muhafazakâr politikalar, kadınların toplumsal yapı içerisinde yerinin yeniden şekillenmesine yol açmıştır.
Örneğin hükümet yetkilileri kadının toplumdaki rolünü sadece börek yapmayla ilişkilendirip üstüne de üç çocuk doğurmalı telkinlerinde bulunmaktadır. Cinsiyetçi söylemle biçimlenen politikalar, kadınların çalışma hayatına katılımlarını artırıcı politikalar üretmek yerine, kadınların daha çok ev ve bakım hizmetlerine yönlendirilmesine yol açmaktadır. Nitekim TÜİK´in (2014) yapmış olduğu araştırmada kadınların işgücüne dahil olamama nedenlerinin başındaev işleriyle meşgul olma gelmektedir.
12 milyona yakın kadın ev işleriyle meşgul olduğu için işgücüne dahil olamamıştır denildi. Türkiye´de 1,5 Milyon Kadın Kayıtsız ve Yarı Zamanlı Çalışıyor Türkiye´de 1,5 milyon kadının kayıtsız ve yarı zamanlı çalıştığı belirtilen raporda şunlara yer verildi: Kadınların, istihdama katılma oranlarını olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden birisi de esnek ve kayıt dışı sektörlerde çalıştırılmalarıdır.
Ülkemizde1980´li yıllardan itibaren uygulamaya konulan neo-liberal politikalar ve esnekleşen çalışma biçimleri en çok kadınları etkilemiştir. Hükümetler ve işveren çevreleri tarafından işsizliği azaltma, kayıt dışı çalışmayı önleme ve kadınları daha çok istihdama katma gerekçesiyle tam zamanlı ve güvenli çalışma koşulları yerine kısmi zamanlı esnek çalışma modelleri, 2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Kanunu ile yasalaşmıştır.
Asıl amacı, işverenlerin işgücü maliyetlerini düşürmek olan bu düzenlemelere ek olarak da bugünlerde TBMM´de olan özel istihdam büroları ile geçici iş ilişkisi kurma ve uzaktan çalışma biçimine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerin hayata geçmesi durumunda daha fazla kadın, daha fazla kötüleşmiş çalışma koşullarına mahkûm olacaktır. 2014 yılında kayıtlı ve tam zamanlı çalışan erkek sayısı, kayıtlı ve tam zamanlı çalışan kadın sayısının 4 katıdır. Bunun yanında kadınların geçici ve güvencesiz çalışma biçimlerinde istihdam edilmelerinin bir sonucu olarak 1,5 milyon kadın da kayıt dışı ve yarı zamanlı istihdam edilmektedir.
Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Endeksinde de Son Sıralardayız Kadınlara yönelik hazırlanan raporda Türkiye´nin toplumsal cinsiyet eşitliği endeksinde de son sıralarda olduğu belirtildi. Raporda: Toplumsal cinsiyet kavramı, biyolojik cinsiyetten farklı olarak toplumsal, kültürel ve tarihsel yapı ile şekillenen toplumsal rolleri içerir. Cinsiyetlere biyolojik açıdan baktığımızda kadın ve erkek arasında bir eşitsizlik söz konusu değilken, toplumsal açıdan baktığımızda kadın ve erkekler ekonomik, sosyal, kültürel ve tarihsel açıdan farklı rollere büründürülmüştür.
Bu nedenle kadınların geçmişten günümüze mücadele etmek zorunda kaldıkları sorunlar, toplumsal cinsiyet sonucu şekillenmiş kadın ve erkek rollerinden kaynaklanmaktadır. Küresel ölçekte yapılan toplumsal cinsiyet araştırmaları, Türkiye´de kadınların çalışma hayatından kaynaklanan sorunlarının temelinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayandığını ortaya koymaktadır.
Dünya Ekonomik Forumu´nun 2015 yılında yaptığı Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi sonuçlarına göre; Türkiye 145 ülke içinde 130. sırada yer almaktadır. Aynı araştırmada, çalışma hayatındaki kadınların durumunu ortaya koyan ekonomik katılım ve fırsat eşitliği göstergesine baktığımızda da Türkiye 145 ülke içinde 131. sıradadır. Eğitim ve politikada cinsiyet eşitliği sıralamasında 105. sıradayız. Ücret eşitsizliği açısından ise Türkiye 145 ülke arasında 82. sıradadır. Bu durum açıkça gösteriyor ki, ülkemizde kadınlar eğitimden politikaya, istihdamdan ücrete, genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmadığı koşullarda çalışmaya ve yaşamaya çalışıyorlar denildi.
Muş Ovası Gazetesi


