20. yılı kutlanmakta olan, kutlu doğum etkinlikleri il ilçe ve beldelerde devam ederken Varto ilçesi kapalı spor salonunda düzenlenen kutlu doğum etkinliklerine, il müftüsü Dursun Ali Şeker, ilçe belediye başkan vekili ve ilçe müftü vekili Abdülkakir Özkan katıldı.
Düzenlenen etkinlikte ilahiler ve kur’an okunurken, Kutlanılan 20. kutlu doğum etkinliklerin ile ilgili konuşma yapan il müftüsü Dursun Ali Şeker şunları söyledi “Kutlu doğum münasebetiyle sizlere peygamber efendimizin sav. hayatından bazı anları hatırlatmaya çalışacağım. Ama onu anlatmakta acze düşeceğim için de beni mazur görmenizi istiyorum. Şairin dediği gibi, ey Muhammed sen makalemle değil makalem seninle güzel oldu. Şimdi gelin 1428 yıl öncesine dönelim. Allah ın halilim dediği hz. İbrahim in torunu hz Muhammed in doğum gününe. Resulullah sav rebiül evvel ayının 12. gecesinde dünyaya teşrif eder.
Hz Resulullah sav Abdullah ın yetimi olarak dünyaya gelir. O da ilk andan itibaren tüm yetimlerle aynı kaderi paylaşır. Mekke ye gelen sütanneler bu yetimi almak istemezler. Altı yaşında Medine deki akrabalarını ziyaretten dönerken yolda Ebva bölgesinde annesini de kaybeder.
Süt annesi Halime bunu fark eder. Onun evlerine getirdiği bereketi ailecek yaşarlar. Ö diğerlerinden farklı bir çocuktur. Dedesi, amcaları onu kendi öz evlatlarına tercih ederler. O daha çocuk denilecek yaşta Kur an ı kerimde de anılan ticaret seferlerine amcalarıyla beraber çıkmaya başlar. Şam seferi esnasında kervan içinde kutlu bir kimsenin olduğunu hisseden rahip Bahira kervanı davet eder ve henüz bir çocuk olan peygamber efendimize bazı sorular sorar. Onun gelmesi beklenen hak peygamber olduğunu anlayınca amcasına çocuğu Şam a götürmemesini tembih eder. Resulullah sav Tevrat ın ahir zamanda geleceğini haber verdiği, Tevrat ın Mesih i, İncilde hz İsa nın kendisinden sonra geleceğini müjdelediği, incilin faraklitidir. Doğduğu gece Yahudi alimleri Mesih in yıldızının doğduğunu görerek onu aramak ve bulmak ümidiyle ta Mekke ye kadar gelirler ve Mekke de o gece doğan bir çocuk olup olmadığım araştırırdan
Resulullah sav efendiliği ile Mekke nin efendisidir. Ve olgunluk günleri gelir. Muhammedül emin olur, öyle ki Medine ye göç ederken kendisine inanmadıkları halde değerli eşyalarım ona emanet eden Mekkelilerin emanetlerini geri vermesi için Hz Ali yi görevlendirir.
Sonra kendini yalnızlık iklimine bırakma dönemi gelir. Mekke den ve onun günah ile yoğrulmuş debdebesinden ayrılarak Nur dağında inzivaya çekilir. Ve bir gece, karanlığı yararak mağaradan içeriye bir yabancı süzülür. Böyle bir anda korkmamak mümkün değildir. Onu tâkâtı kesilinceye kadar zorlar Ona kainatın en ağır yükünü yükler. Yaradan rabbinin adıyla oku, der. Ve Muhammed sav peygamber olur.
Sonra insanları İslam a davet dönemi başlar. Önceleri bu daveti gizli olarak güvendiği insanlara götürür. Bir gün Allah tan aldığı emirle insanları açık bir şekilde İslam a davet etmesi gerektiğinde Ebu Kubeys dağından Mekkelilere şöyle seslenir: “Ey Mekkeliler ben, size şu dağın arkasında bir ordu var Mekke ye saldırmak üzere desem bana inanır mısınız? Mekkeliler; biz senin yalan söylediğini görmüş değiliz elbette inanırız, dediklerinde o, öyleyse sizleri Ölümden sonra bir hesap var diye uyarıyorum” der.
Sonra sıkıntılar ve işkenceler başlar. Kureyş onu ilk önce kendi içinde hicrete mahkum eder. Ona inananlarla tüm alış verişi yasaklarlar. Öyle ki bu muhasara günlerinde toprağa karışmış olarak buldukları deri parçalarım kaynatıp yemek zorunda kalırlar. Sonra o güne kadar kendisini muhafaza eden amcası Ebu Talip ölür. Ve peşinden de vefakar eşi annemiz Hz Hatice. Bu iki değerli insanın Ölmesi hemen kendisini hissettirir. Bir gün Resulullah sav Kabe de namaz kılarken ebu cehil bir deve işkembesini onun mübarek başının üzerine boşaltacak ve buna aşırı derecede üzülen peygamber sav, “amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin” diyecektir. Onu sevmeyenlerin nefretinden daha büyüktü onu sevenlerin sevgisi.
Öyle ki Bedir harbinden sonra meydana gelen reci hâdisesinde esir edilerek Mekkelilere satılan hubeyb Mekkelilerin, “dininden dön seni serbest bırakalım. Sen burada acı çekerken Muhammed rahat bir halde hayatına devam ediyor, “Şimdi senin yerine Peygamberinin burada olmasını, onun öldürülmesini istemezmisin?” dediklerinde;
Hubeyb (r.a.), “Muhammed Aleyhisselâmın, değil şu an burada benim yerimde olmasını, Medine de yürürken ayağına bir diken batmasına dahi razı olmam!” der. Yine Taife yaptığı yolculukta Taiflilerin ona attıkları taşların önüne kendini siper edecekti evlatlığı Zeyd. Fakat onun tüm koruma çabalarına rağmen yine de efendimizin sav başından ve vücudunun muhtelif yerlerinden akan kan onun ta ayaklarına kadar süzülür. Gelin onun bu acılar içinde iken ettiği duayı birlikte dinleyelim.
“İlahi, kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı, insanlar nezdinde hor görüldüğümü, ancak sana arz eder, sana şikayet ederim.
Ey merhametlilerin en merhametlisi ! herkesin zayıf görüp de dalına bindiği çaresizlerin Rabbi sensin.
İlahi ! Huysuz, yüzsüz bir düşman eline beni düşürmeyecek, hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dosta bile beni bırakmayacak kadar bana merhamet edersin.
İlahi! Suç bende Sen yeter ki razı ol ben affını diliyorum. Bütün kuvvet, her kudret ancak Sendendir” diye konuştu.
Muş Ovası Gazetesi


