3. Olağan Kongresini gerçekleştiren Eğitim Sen Muş Şube Başkanlığı’nın yeni yönetimi belirlendi. Sendikanın yıllardır mücadelesine devam ettiğini belirten Sezgin, sendikanın onurlu bir tarihinin olduğunu söyledi.
Daha önce ilçelerde kongrelerini yapan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) hafta sonunda Muş Şube Başkanlığı’nın 3. olağan kongresini de gerçekleştirdi.
Cumartesi günü Halk Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen Eğitim Sen Muş Şube Başkanlığı 3. Olağan Kongresi’ne DTP Muş İl Başkanı Maşallah Yamaç, İnsan Hakları Derneği Muş Şube Başkanı Av. Mensur Işık, Milli Eğitim Şube Müdürleri, sivil toplum örgütü temsilcileri, Eğitim Sen üyeleri ile öğretmenler katıldı.
Saygı duruşu ile başlayan kongrenin açılış konuşmasını yapan Eğitim Sen Muş Şube Başkanı Nimet Sezgin, sendikanın onurlu bir tarihinin olduğunu ifade etti.
Yapılan konuşmaların ardından Eğitim Sen Muş Şube Başkanlığı’nın yeni yönetiminin belirleneceği seçime gidildi ve yönetim kuruluna Nimet Sezgin, Kasım Sığınç, Meral Doğan, Derya Yulcu, Muaz Işık, Necmi Erol ve Sayim Atılgan seçildi.
Eğitim Sen’in olarak kamusal hizmetlerin herkes için bilimsel, demokratik ve parası bir verilmesi anlayışını benimsediklerini kaydeden Eğitim Sen Başkanı Nimet Sezgin; “Eğitim Sen, yıllardır sürdürmüş olduğu mücadele sürecinde sadece sendikal hakların ve özgürlüklerin yanında demokrasi ve Barış mücadelesinin de öznesi olmuştur, antidemokratik uygulamalara, toplum üzerindeki baskılara, her türlü ayrımcılığa, baskılara karşı mücadele etmiş, sendikal mücadelenin önündeki her türlü yasal engelin ortadan kalktığı, farklı kimlik ve kültürlerin kendilerini özgürce ifade edebildiği, kamusal alanda tüm kesimlerin temsil edildiği demokratik bir Türkiye yaratılması için mücadele etmiştir” diye konuştu.
Sezgin, “Eğitim Sen’in mücadele tarihi diğer bir yönüyle de, emeğin kazanılmış haklarının ortadan kaldırılması, kamusal hizmetlerin ticarileştirilmesi, özelleştirmelere, esnek ve sözleşmeli çalışma yöntemleriyle çalışma hayatının güvencesiz hale getirilmesine, işsizliğin ve yoksulluğun artmasına karşı onurlu duruşun tarihidir. Eğitim Sen, kamusal hizmetlerin herkes için bilimsel, demokratik, laik, parasız ve nitelikli verilmesi gerektiği anlayışı temelinde mücadele yürütmüş, nitelikli, demokratik ve kamusal eğitim mücadelesinin öncü gücü olmayı sürdürmüştür ve sürdürecektir. Eğitim Sen, kapitalizmin tüm insani değerleri metalaştırıldığı, savaşlar, işgaller, işkenceler, yoksulluk ve açlıkla dünyayı yaşanmaz hale getirdiği bir dönemde insanca yaşam, eşitlik, barış ve kardeşlik talebini yükseltmiş, emperyalizmin kültürel, iktisadi, siyasi ve ideolojik ve askeri projeleriyle hesaplaşa hesaplaşa bugünlere gelmiştir. Eğitim Sen, dar ve geri anlayışlara karşı aydınlığın, eşitsizliklere karşı adaletin, baskılara karşı demokrasinin, cinsiyet ayrımcılığına karşı kadınların, savaşa ve şiddete karşı her zaman barışın önde gelen savunucusu olmuştur” dedi.
Eğitim Sen Muş Şube Başkanı Nimet Sezgin; “Eğitim Sen’in güneşi, eğitim emekçilerinin yüz yıllık mücadele birikiminden ve kararlılığından aldığı güç ve güvenle aydınlık, özgür, eşit ve barış içinde bir Türkiye’yi işaret etmeye devam edecektir. Eğitim emekçilerinin onurlu, başı dik örgütlü mücadelesi her zaman devam edecektir. 2008 yılı için kamu emekçilerine yüzde 2 + yüzde 2 zammı reva gören AK Parti hükümeti, emekçilerin yeni yılını yeni zam dalgası ile kutluyor. Önce kamu emekçilerini sefalet ücretine mahkum edip, sonra henüz yıl dolmadan fazlasıyla geri alarak tüm halkla dalga geçiyorlar. Bir taraftan, başta eğitim ve sağlık hizmetleri olmak üzere tüm kamu hizmetleri ticarileştirilerek paralı hale getirilirken, diğer taraftan sudan elektriğe, doğalgazdan temel tüketim mallarına kadar pek çok üründe resmen bir zam dalgasının başlamış olması düşündürücüdür. Anlaşılan odur ki, bugüne kadar olduğu gibi, 2009 yılında da hükümet emekçilerin, yoksul halkımızın sırtına basarak, dillerinden düşürmedikleri ekonomik dengeleri korumaya çalışacaklardır. Ancak görünen köy kılavuz istemez. Anayasamız, herkesin eşit derecede eğitim hakkına sahip olduğunu söylese de bu yılki OKS sonuçlarının da gösterdiği gibi, herkes eşit derecede eğitim hakkına sahip değildir. OKS sonuçları, özel eğitim kurumlarından mezun olan öğrencilerin çok daha başarılı olduğunu gözler önüne sermiştir. Değerli arkadaşlar bu da yetmemiş gibi birde bu sınavlarda yabancı dili de getirdiler. Artık bu bölgelerde başarı oranını bırakın bir tarafa kaç kişi kazanırı tartışacağız. Zaten bu bölge çocukları ilkokula gelene kadar Kürtçe öğreniyorlar daha sonra yeniden Türkçe öğrenmeye başlıyorlar. En büyük haksızlık burada yatmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi yabancı dilde sınav eklenmiştir. Yıllardır eğitime, sağlığa ve diğer temel hizmetlere ayrılması gereken 400 milyar dolara yakın kaynağın silahlanmaya gitmiş olması düşündürücüdür. Belli kesimler, çatışmalı durumun devamını isteyerek bu büyük pastadan hem ekonomik, hem de siyasal anlamda pay almak istemektedirler. Kürt sorununun bugüne kadar çözülmemesinin kökeninde çözümsüzlüğü isteyenlerin etkisi ve payı göz ardı edilemez. Soruna bu açıdan bakıldığında, Türkiye için asıl tehdidin barış isteyenler değil, savaştan yana olanlar ve savaş çığırtkanlığı yapanlar olduğu görülecektir” dedi.
Eğitim Sen Muş Şube Sekreteri Mustafa Taş ise; “İlimiz, Türkiye ve dünya yoğun gündemler yaşıyor. Burada birkaç noktaya değinmek istiyorum. Bir süredir hepimizin gözlemlediği gibi, emekçilerin, ekonomik, sosyal ve siyasal talepleri için mücadeleye atılmaları bakımından ciddi sorunların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Genel olarak emek hareketinin içinde bulunduğu zayıflıklar ve zaaflar nedeniyle, egemenlerin kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda harekete geçirmesi ve yönlendirmesi kolaylaşıyor. İşsizlik, yoksulluk, açlık gibi sorunların neden olduğu çöküntü ve çaresizlik, geniş halk kesimlerini kendi yaşamları ve geleceklerine yönelik olarak karar vermede tereddüde düşürüp, umutsuzluğa itiyor. Bu durum bir taraftan insanları hakları için mücadele etmek yerine kaderciliğe yönlendirirken, diğer taraftan yoksul kesimlerin gittikçe büyüyen bir ekonomik güç haline gelen demokratik olmayan yapılara yönelmelerini beraberinde getiriyor. Ülkenin kalkındığını ve büyüme rekorlarının kırıldığını iddia edenlerin çıkardıkları yeni yasalar da nedense çalışanların lehine tek bir iyileştirme bulunmamaktadır. Talan edilen sosyal güvenlik fonlarındaki açıklar milyonları kayıt içine alarak giderileceğine, emeklilik yaşı yükseltilip, prim gün sayısı artırılıyor. Emeklilik hakkımız gasp ediliyor. Sağlık hizmetinin her aşamasında ek sağlık vergisi konuyor. Devletin tüm yurttaşlarına vermekle yükümlü olduğu ve bizlerden toplanan vergilerle finanse edilmesi gereken bu sosyal haklar bütçeye yük olarak yansıtılıyor. Yarısı faize ve ranta aktarılan bütçede silah harcamaları olağanüstü boyutlara tırmandırılıyor. Bir toplum için hayati önemde olan alanlara yeterli kaynak ayrılmıyor. Örneğin Sağlığa ayrılan kaynak bütçenin yüzde 3’ü ve eğitime ayrılan kaynak ise bütçenin yüzde 3,5-4 oranında kalmaktadır. Oysa ki sağlık ve sosyal güvenlik hakkı bizim ve çocuklarımızın bugününü ve geleceğini oluşturuyor. Öğretmenlerin ek ders ücretleri çeşitli yönetmeliklerle her fırsatta tırpanlanmaktadır. Çalışanların aldığı ücretten bahsedilirken, çalışma koşullarından, çalışma saatlerinden, asli görevleri dışında yaptıkları çalışmadan bahsedilmiyor. Okullarda temizlik şirketi çalışanları ve okulların 200-300 YTL’ye çalıştırdıkları ve hiçbir güvencesi olmayanlar örnek göstererek hizmetli memur ve memurları zor çalışma koşullarına ve düşük ücretlerine razı etmeye çalışıyorlar. Hizmetli memur ve memurların çalışma düzensizlikleri ve ücretlerinin düşüklüğü çalışma performanslarını etkilemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversitelerde yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlar, özellikle başka bakanlıklarda aynı işi yapan memurlara oranla daha düşük ücret almaktadırlar. Bu arkadaşlarımızın yine diğer bakanlıklarda çalışanlara göre daha zor ve ağır şartlar altında çalışıyor olmaları, eşitlik ve adalet duygularının zedelenmesine neden olmaktadır. Eğitim sistemi içinde emekleri genellikle görmezden gelinen, hatta genellikle yok sayılan hizmetli ve memurların, eğitim sisteminin sağlıklı işlemesi noktasındaki katkıları göz ardı edilemez. Bizce ülkemizin ekonomik dengelerinin korunması, eğitimden, sağlıktan kısarak, çalışanların emeğinin karşılığı olan ücretlerinden kısarak, halkın ürettiği ürünleri sınırlayarak, halkı fakirleştiren politikalar izlenerek sağlanmaz. Ekonomik denge ülkenin kaynaklarını, faize, ranta emperyal güçlere peşkeş çekilmeden, ülke sorunlarını iç dinamiklerle barış ve kardeşlik temelinde adil paylaşım yapılarak sağlanır. Şu anda halihazırda bulunan hükümet halkı çeşitli kamplara bölmektedir. Örneğin ülkemizde yaşanan Kürt sorunun çözümsüzlüğü ile yaşanan acı dramların yanı sıra yıllardır eğitime, sağlığa ve diğer temel hizmetlere ayrılması gereken 400 milyar dolara yakın kaynağın silahlanmaya gitmiş olması düşündürücüdür. Belli kesimler, çatışmalı durumun devamını isteyerek bu büyük pastadan hem ekonomik, hem de siyasal anlamda pay almak istemektedirler. Kürt sorununun bugüne kadar çözülmemesinin kökeninde çözümsüzlüğü isteyenlerin etkisi ve payı göz ardı edilemez. Soruna bu açıdan bakıldığında, Türkiye için Kürt sorunu en acil çözülmesi gereken sorundur. Diğer iller baz alındığında AK Parti’nin öğretmen istihdam politikasının temelini güvencesiz, düşük ücretlerle ve sosyal güvenceden yoksun çalıştırma oluşturmaktadır. Ülkenin diğer illerinde ağırlıklı olarak kırsal bölgelerde yukarıda sıralanan sorunların yaşandığı bir gerçektir. Hükümetin ve bürokratlarının yaptığı açıklamalar bu gerçekleri değiştirmemekte, günü kurtarmakta öteye geçmemektedir. Sorunların çözümü ve nitelikli eğitim için; alan bilgisi, pedagojik formasyon ve genel kültür eğitimi almış öğretmenlerin iş güvenceli istihdamı önemlidir. Okullara yardımcı destek personeli görevlendirilmeli, araç gereç yetersizlikleri giderilmelidir. Müfredatın tam uygulanabilmesi için her türlü destek sağlanmalıdır. Bölgede görev yapan eğitim personelinin tamamını kapsayacak şekilde, taban aylığının vergiden muaf tutulması, derece ve kademe ilerlemesi eğitim öğretim tazminatının arttırılması gibi ek ücret ve sosyal hak iyileştirilmesini sağlayacak düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Yukarıda sıralanan önlemlerin yanı sıra daha kalıcı ve sahici düzenlemeler gerçekleşir, sorunlar çözümlenirse bu illerde ve diğer tüm illerde eğitim öğretimin niteliği daha ileri düzeylere yükselecektir. Ancak bu durumda bölgeden öğretmen kaçışının önüne geçilebilecektir” diye konuştu. Muşun Sesi Gazetesi
NULL


