Şeker İş Sendikası Muş Şube Başkanı Fikret Sancar barış süreci ile ilgili olarak yapmış olduğu yazılı basın açıklamasında, kavga eder gibi barış sürecini götürüyoruz dedi.
Sancar, barış sürecinin başlamasından bu yana ülkede nispeten yaşanan huzur ortamı bizlere rehavete sokmamalıdır. Barış yolu dikenli çetin bir yoldur, Fedakârlık gerekir barış aktörleri birbirlerine karşı diklenerek, sert çıkışlarla birbirlerini suçlayarak sonuca varmaları güçtür diye konuştu.
Gerek Cumhurbaşkanı gerekse hükümetin daha yumuşak bir üslup kullanmalarının beklendiğini kaydeden Sancar, mesela bölge insanının hassas olduğu Kobani konusunda Kobani düştü düşecek şeklinde müjde verir gibi bir sözü sarf ettiniz mi galeyana sebep olursunuz. Üst üste seçim zaferleri hükümete aşırı öz güven vermemeli Ortadoğunun alev alev yandığı bir dönemde basiretle hareket edilmeli. Baş müzakereci ya da İmralı sekretaryası gibi ortaya atılıp ortamı sulandırmaya yönelik konular üzerinde çok durmadan çözümü hızlandırıyor ve hayırlı bir sona götürüyorsa bu seçenekler değerlendirilebilir kabul edilmelidir. Masaya oturduklarınız, muhataplarınıza terörist deseniz de masaya oturmuş görünüyorsunuz sonuca gitmek için bu cesaretli çabalarını hızlandırmalıdır. HDP için de benzeri şeyler söylenebilir. Makul taleplerde bulunulmalı verilen vaatler tutularak güven ortamı oluşturulmalıdır. Çokseslilikten uzak aynı merkezden sürece samimi katkılar sunmalı gidişatı provoke edecek. Ferdi lokal çıkışlara müsaade edilmemeli. Belki bazı konularda hızlı adımlar atılmayabilir. Ancak zaman içerisinde daha demokratik taleplerde bulunulabilir. Siyaset yolu ile pek çok kazanıma ulaşılabileceği hesaplamalıdır. Kobani protestoları gösterdi ki barışta acele edilmelidir. Acaba Türkiye de iç huzursuzluk çıkarmak için IŞİDi Kobani üzerine gönderenlerin amaçlarına ulaşmıyorlar mı? şeklinde konuştu.
Sancar açıklamasında daha sonra şöyle devam etti: Kobani için üzülmek, tepki göstermek alanlara çıkmak elbette doğaldır. Zulme uğramış soykırım sayılabilecek saldırıya maruz kalan bir beldeye sahip çıkmak çok haklı ve insani bir görevdir. Ancak kırıp dökmek, halka ait yapılara zarar verme yine halkın olan kamu mallarının yakılıp yıkılması başka canların yanması İŞİDin yaptığı zulmün benzeri biçimde başkasının canına kıyma kabul görmemelidir Demokrasi, hak ve özgürlük mücadelesi verenler elbette haksızlıklara taşkınlıklara pirim vermemelidir. Bu tür hareketler amacının dışına çıkmış dikkatleri Kobaniden başka yönlere çekmiş adeta ikinci plana itmiştir Bu aşamada da ülkenin daha da karışması için IŞİDin üzerine batı bilerek yine gitmemiştir.
Bizler geleceğimize umutla bakmak isteriz. Ama vatandaş olarak korkumuz var. Geleceğimizden Çocuklarımızın geleceğinden, namuslarının tarumar edilmesinden… Arap baharı dedikleri ancak Arap mezalimi denecek bu süreçte ülkeleri nasıl karıştırdıklarını gördük. Gerçeği göremeyen bazı kesimlerin uyanması lazım. Hak adına neden mi? Ortadoğuya baktığımızda İnsanlar huzur, refah içinde yaşamakta iken en azından öyle görünüyorken bir anda birbirlerine düştüler. Emperyalist güçler ve İsrail dostları öyle istiyordu. Petrolü onlara yediremeyecekler ve İsraile karşı güç bırakmayacaklardı. Harabeye döndürdüler ülkeleri, ülkelerinden ettiler canlarından, namuslarından maneviyatlarından ettiler insanları. Kardeşi kardeşe düşürdüler ortalık kan gölü ülkelerde evlatlar babalarının kucağında titreyerek can verdiler. Gıdasızlıktan kedi köpek eti yer hale geldiler. Vatanlarından olan insanlar başka ülkelerde dilenci olurken namuslar tarumar oldu. Yetmezmiş gibi IŞİD diye vahşi bir örgüt oluşturdular. Bir taraftan Müslümanları vahşi gösterip dünyaya yayın yaptırdılar. Öte yandan hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği vahşetle kafa kesmeler kızgın kumda işkencelerle adam öldürmeler… İŞİDe katılımlar batıdan ABD, Avustralya ve Avrupa dan bir haçlı organizasyonu gibi görünmüyor mu? Esad ya da Bağdat dururken birden bunları Kürtlerin üzerine yönlendiren mantık sorgulanmalıdır. Vahşi batı istediğinde bir gecede ordu desteği olduğu halde Malikiyi alaşağı ederken IŞİDe karşı başarısız olduk safsataları ile ya da gönderdiği silahların bir iki tarafa da atarak yanlışlıkla attık diyerek kirli yüzlerini ortaya koymuyorlar mı? Türkü de Kürdü de Ortadoğu tüm halkları ABD ve yandaşlarına asla güvenmemelidir, bel bağlamamalıdır. Bin bir türlü hile ile bu kadim coğrafyayı yaşanmaz hale getirdiler. Dolayısıyla ateş sınırlarımıza gelip dayandı. Bu ülke insanının sığınacak başka yeri yok. Kimse bize kucak açmaz, barındırmaz, bilakis emellerine ulaşmış olurlar. Dolayısı ile bizim barış sürecini savsaklamağa, siyasi çıkar malzemesi yapmaya, kişiselleştirmeye lüksümüz yoktur. Muhalefet partilerinin bu süreçte yapıcı açıklamaları hayırlı bir iş olacaktır. Hükümetin çekingen davrandığı konularda cesaretlendirip süreci hızlandırma konusunda katkı sunmaları ülke hayrına olacaktır. Süreç aktörlerinin; çok ananın ağladığını çok çocuğun yetim kaldığını ateşin düştüğü yeri yakmakla kalmadığını toplumun tamamını sardığını düşünerek sevgi barış dilini kullanmaları, yapıcı olmaları beklenir.
Ortadoğu da dökülen bunca kan gözyaşı ızdırap hep emperyalist ülkelerin oyunu, Bunu herkes biliyor ancak bu coğrafyanın insanları bir türlü bu oyunları bozamıyor. Bir birlerine sahip çıkma, güç birliği yapma yerine bölünüp yem olmaya devam ediyorlar.
Savaşın kazananı olmayacaktır. Barış ise herkesimin kazancı olacaktır. Toprağa gömdüğümüz genç fidanların hesabını barışı engelleyenlerin boynuna olacağı unutulmamalıdır. Bu kadar ölüye karşılık şu kadar ölü mantığı çok acımasız ve kendini kaybetmiş bir ruh halinin tezahürüdür. Barış yolu hayırlı bir yoldur hayırda da aceleci olmak lazım. Allah basiretimizi artırsın. Kardeşçe yaşayacağımız mutlu bir gelecek nasip etsin.
Muş Manşet Gazetesi


