Eğitim Sen Muş Şube Başkanı Mustafa Demiraydın yaptığı yazılı basın açıklaması ile: “Bilindiği üzere 14 Mart 2014 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Temel Kanunu, birçok tartışmayı da birlikte getirdi.
AKP hükümetinin her işte olduğu gibi bu konuda da hiçbir sendikaya, toplumun hiçbir kesimine danışmadan bir oldubittiye getirmek suretiyle planladığı eğitim alanındaki bu yeni düzenleme, 17 Aralık operasyonunun eğitim ayağındaki rövanşı olmak gibi intikamcı ve devlet yönetme ciddiyetinden uzak özellikler taşımaktadır. Millî Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun başlığı ile yayımlanan kanunun örneğin okul idareleriyle ilgili 22. Maddesinin 8. Fıkrası şöyle: Okul ve Kurum Müdürleri, İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcıları ise Okul veya Kurum Müdürünün inhası ve İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine Vali tarafından dört yıllığına görevlendirilir.
Bu görevlendirmelerin süre tamamlanmadan sonlandırılması, süresi dolanların yeniden görevlendirilmesi ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. Bu fıkra kapsamındaki görevlendirmeler özlük hakları, atama ve terfi yönünden kazanılmış hak doğurmaz” Bu maddenin aslında anlamı şu: Amaç 12 yıl boyunca defalarca olduğu gibi MEB teşkilatını kendi siyasi ve ideolojik hedeflerine paralel olarak yeniden biçimlendirmek, kendi çizgisinde olmayan tek kişinin bile bakanlık bünyesinde eğitim yöneticisi olmaması için tüm zamanların en büyük tasfiye sürecini başlatmaktır.
Yani AKP hükümeti, siyasi düşüncesini kendisiyle özdeş görmediği, yakınlık kuramadığı hiçbir kamu çalışanına tahammül edemediğini açıkça göstermektedir” Önceki dönemlerde sınavla veya isteğe bağlı atama yoluyla yapılan atamalar illerde valilik eliyle yaptırılacak. Her ne kadar yasa ile ilgili bir yönetmelik yayınlanmamış ise de kanunda belirtilen çerçeve atamaların kariyer ve liyakat ilkelerinden çok yandaşlık üzerine şekilleneceği aşikârdır. AKP iktidarı işbaşına geldiğinden beri kadrolaşma hedefi doğrultusunda daha önce de buna benzer yönetmelikler düzenlemiş (Örnek: Danıştay İkinci Dairesinin 30/04/2007 tarihli ve 2007/1198 sayılı karar ile iptal edilen yönetmelik) ancak gerek tepkiler gerekse de yargıdan gelen iptal kararlarından sonra geri adım atmak zorunda kalmıştır. Yine hiçbir kesime danışılmadan ve tamamen siyasal hedeflere göre eğitimi şekillendirme girişimi olan 4+4+4 uygulamasının gerek çalışanlara ve gerekse de çocuklarımıza verdiği zarar artık bugün çok net olarak ortaya çıkmıştır. Yine 2009 yılında dönemin Bakanı Sayın Hüseyin ÇELİK tarafından Türkiye genelinde 657 sayılı yasanın 76.maddesine dayanarak atanan 1000’e yakın okul müdürü ile ilgili sendikalar tarafından açılan davalarda bir çokred kararı çıkmıştır. Aynı konu ile ilgili olarak bireysel (sendika destekli ve desteksiz) ) açılan davalarda ise genellikle atamalar iptal edilmişti. İptal kararlarının bazılarında da dava açanlar ikna edilerek davadan feragat ettirilmiş ve bu müdürler koltuklarını korumuşlardı. Bu müdürler arasında ülkemizin en önemli kurumlarına atanan müdürler ağırlıktaydı. Bunlar içerisinde henüz memuriyetinin 9.ayında Okul Müdürü olanlar dahi vardı. Her fırsatta kendine bir düşman yaratıp akabinde mağdur rolü altında kıyımlar yapan AKP iktidarının bu sefer öne sürdüğü argüman; paralel yapıdır. Düne kadar bir ortak olarak büyüttüğü yapıları işine gelmediğinde kamuoyu önünde şeytanlaştırmaya çalışarak asıl hedefi olan devrimci demokrat kitlelere yönelmesi garip değildir artık.
Çünkü biz biliyoruz ki bu anlayışın kendisine rakip gördüğü;yurtsever, ilerici ve devrimci kamu emekçileridir. Paralel yapı ile mücadele ediyoruz görüntüsü altında, dershaneleri kapatıyoruz perdesinin gerisinde, asıl yapılmak istenen en küçük birime kadar kadrolaşmaktır. Önceki uygulamalarda ortaya çıkan sonuca bakarsak işlerin kesinlikle liyakate göre işlemeyeceği aşikârdır. Zira yukarıda bahsettiğimiz yönetmelik iptal edilmeden önce yapılan atamalarda bazı üyelerimize “Bulunduğunuz sendikadan istifa edin sizi atayalım.” denildiğini bilmeyen, kabul etmeyen yok bu cenahta. Yine geçtiğimiz yıl yaz tatilinde geçici görevlendirme yoluyla yapılan şube müdürü görevlendirmelerinde, yine ertesinde yapılan müdürlük mülakatında üyelerimize verilen düşük puanlar ve elenmeleri de tüm Türkiye’nin hayretle izlediği bir kadrolaşma sürecinin en önemli ispatı olarak kamuoyuna yansımıştı. Yukarıda anlattığımız pratikler eğer tekrar ederse; yani eğitim ve bilim kriterleri yine çiğnenirse belki birileri o çok sevdikleri makamlara sahip olacaktır; ancak kaybeden bu ülkenin halkları olacaktır. Liyakatin hiçbir surette dikkate alınmadığı kadrolaşma hareketleri bugüne kadarolduğu gibi bugün de eğitimin altına dinamit koymaktan başka bir işlev görmeyecektir.
LİSTELER HAZIR Son günlerde gerek il merkezimizde ve gerekse de ilçelerimizde 13 Haziran 2014 tarihi ile birlikte başlayacak operasyonu içeren kulisler yoğun olarak yapılmaktadır. Kamu emekçilerini sadece kişisel vaatler üzerinden, birçok defa baskı ve tehditle üye yapan siyasal iktidarın arka bahçesi malum sendikanın, listeler üzerinde çalıştığı ve hatta paylaşımı yaptığı iddialarının artık ayyuka çıktığı bu süreçte, bu hazırlıkların çalışma barışını tamamen ortadan kaldıracak özelliğe sahip olduğunu kamuoyuyla paylaşıyoruz. Her şeyden önce bilinmelidir ki; iktidarın ve onun taşra teşkilatlarının unuttuğu veya umursamadığı eğitim bizim birinci önceliğimizdir. Her kurumda bana yakın biri, bana itaat edecek bir yönetici olsun mantığıyla yapılacak olan görevlendirmelere izin vermeyeceğiz. Bunu hem üyelerimizin hakkını korumak adına, hem de zaten dezavantajlı bir eğitim gören çocuklarımızın daha kötü bir eğitime maruz kalmamaları için yapacağız.
DEMOKRATİK SEÇİM İSTİYORUZ Eğitim-Sen olarak okullarımızda tüm çalışanların oylarıyla demokratik seçim usulüyle okul idarecilerinin belirlenmesini savunuyor ve istiyoruz. Bu antidemokratik yasa ve ona paralel çıkacak olan yönetmelikle sonuna kadar mücadele edeceğiz. Atamaların siyasi kadrolaşmaya dönüşme ihtimaline karşı sokaksa sokak, grevse grev ile direniş yapacağız. Yerel uygulayıcılara da bu kentin ve halkının hassasiyetlerini gözeterek hareket etmeleri çağrısı yapıyoruz. Bizi yok sayarak atacakları her adımın bir yansımasının olacağını bilmeleri gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz. Bu konuyla ilgili Muş Valiliği ile, İl Milli Eğitim Müdürü ile daha önce de görüştük ve çalışma barışını bozacak herhangi bir pratiğin doğuracağı sonuçları paylaşmıştık. Görüşmelerimize devam edeceğiz. Muş’ un, malum sendikanın at koşturma alanı olmadığını tüm kesimlere tekrar hatırlatıyor, kamuoyunu da bu konuda hassas olmaya, çocuklarının geleceğinin bir inatlaşma ve operasyona kurban edilemeyeceği gerçeğini sahiplenmeye çağırıyoruz” dedi.
Muş Ovası Gazetesi


