Yüzleri kavruk, gözleri ışıl ışıl sevgiyle ve merakla bakan iki güzel çocuk… Yan yanalar ve adeta ablasının koltuğuna gizlenmiş afacan…Ablası da babasının gölgesine sığınmış. Şekerlemelerden ikram edilince birer tane alıp şekerlemenin tadının zevkle yüzlerine vurmasını izliyorum. Şimdi yeni bir başlangıç ve umut kapısındalar… 30’larında bir kadın, başında beyaz boncuk işlemeli bir eşarp… Mahcup ve hüzünlü bir ifade takınmış yüzüne… İç içe geçmiş telaşlı ve ürkek elleri… Edeple oturuyor koltukta. Diğer tarafta kasketi ellerinde, tamir edilemeyecek kadar eskimiş ayakkabıları ve eski püskü kıyafetleriyle 60’larında bir adam… Bütün bir hayatın çilesi, yaşanmışlıkların derin izleri alnında… Çökmüş omuzlarına rağmen dik durmaya çalışan ve kesik kesik öksüren köylü, çiftçi, emek işçisi yaşlı bir adam… Bu eski binadaki küçücük bekleme salonu ise adeta oyun parkı gibi… Her yanda Şen Şakrak çocuk sesleri… Giriş kapısı sonuna kadar açık; çünkü bu kapı hem kardeş, hem dost, hem komşu hem de çekilen tüm sıkıntılara ortak bir kapı… Sonuna kadar açık olması da bundan olmalı …
Bu umut kapısının adı Kızılay Vakfı Muş Şube Başkanlığı. Bundan yıllar önce muhatap bile bulunamayan ve binlerce, on binlerce erzakın, çadırın, battaniyenin ve birçok şeyin depolarında atıl durumda beklediği ve çürüdüğü Türk Kızılay Vakfı’nın Muş Şube Başkanlığı. Çokşey değişmiş zamanla… Şimdilerde Muş’ta, yardıma muhtaç bir şekilde hangi kapıyı çalsanız sizi yönlendirecekleri ilk adres Kızılay Vakfı. Neden mi? Çünkü talep edenin dili, dini, ırkı ne olursa olsun hiç bir istek geri çevrilmemekte ki bu duruma bizzat şahit oldum ve çok şaşırdım. Aklımdaki Kızılay imajı; afet gibi acil durumlarda bile müdahale edemeyen ve buna rağmen yardımlarımızı esirgemediğimiz bir vakıf.
Tabi ki bu algı 17 Ağustos depreminde Kızılay Vakfı’nın pasifliği ve bu durum karşısında depolarında yapılan incelemelerle oluştu bende; ancak Van depremi ile biraz olsun değişti. Ama Kızılay Vakfı ile ilgili düşüncelerimi temelden değiştiren şey ise Muş şubesini ziyaretimle gerçekleşti.
Bugün Kızılay Vakfı sadece Muş şubesi ile bütün bir bölgeye ve bölge halkına maddi ve manevi hizmet vermekte. Birçoğumuz bulunduğumuz şehirlerde Kızılay Vakfı binasının nerede olduğunu bilmezken, Türkiye’nin en görkemli vakıf binalarından birine sahip Muş Kızılay’ı.
Ve tüm Türkiye’de en çok kan bağışı yapılan vakıf özelliğini de taşımakta, nüfus oranına bağlı olarak. Bunlarla da sınırlı değil hizmetler, çok garip değil mi? Kızılay Vakfı Muş Başkanlığı tüm yurttaşlara açık kütüphanesi, kurban bağışları, iftar çadırları, kutlu doğum haftası etkinlikleri, ilk yardım eğitimleri, çocuklar için izci kampları ve tiyatro grupları, gençlere ve bayanlara yönelik eğitim seminerleri, kendi bünyesinde oluşturduğu ve tüm bölgeye hizmet veren (12 İl’i kapsayan) afet müdahale ve lojistik merkezi, tamamen kendi kaynakları ile yapılan 3 hizmet binası ve son olarak çok görkemli , 4000 m² kapalı alana sahip, içinde Rehabilitasyon Merkezi , Kanser Tanı Merkezi, Aile Danışmanlık Merkezi ve çok amaçlı salonları barındıran Muş Kızılay Başkanlığı Hizmet binası ile durmadan ve duraksamadan hizmetlerine devam etmekte.
Mesela birinden şu hikâyeyi duymuştum. Ankara’dan çeşitli incelemeler için Van’a seyahat eden birkaç bürokratın araçları Muş – Güroymak mevkiinde gece geç saatlerde bozulmuş ve karanlıkta yardım beklerken, Muş Kızılay Vakfı acil müdahale ekipleri yardım çağrısını alır almaz battaniye ve çeşitli yiyecek, içeceklerle kendilerine ulaşmışlar. Tabii ki bu hayrete düşürmüş malum şahısları, duyduğumda beni de hayrete düşürdüğü gibi. Tüm bu hizmetler düşünülünce, Kızılay Vakfının Muş Şube Başkanı Sayın Cengiz Koç beyefendiyi kısa süre zarfında sadece Muş ili için değil, Doğu Anadolu Bölgesi içinde yaptığı özverili çalışmalardan dolayı bu yazıyı kaleme almayı bir vatandaşlık borcu olarak gördüğümü belirtmek isterim.
Değerli Başkanımızın çalışma aşkının yurdumuzun her köşesinde Türkiye Cumhuriyetini temsil ederek hizmet veren siyasilere, bürokratlara, kanaat önderlerine ve kurumlar ile vakıflara rol model olmasını temenni ederek, Doğu Anadolu’nun mazlum halkı adına kendisine şükranlarımı sunmak istiyorum. Ve daha büyük sorumlulukları alarak Türkiye için faydalı olabilecek çalışmalarda görev almasını da temenni ediyorum…
İyilikle Kalın… Mustafa Açar


