Belediye önünde yapılan basın açıklamasında, oturma eylemi de yapıldı. Yapılan basın açıklamasında: “İki gün önce Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu (Roboski) Köyü’nde sivil halka yönelik savaş uçakları ile bir katliam gerçekleştirilmiştir. Bu katliamda çoğunlukla öğrenci olan 35 sivil yurttaş yaşamını yitirmiştir. Biz bu olayları bölgede yaşayan halkın kaderi olmadığını, benzeri katliamların başta Cumhuriyet tarihi olmak üzere çok defa Kürtler üzerinde denendiğinin canlı tanığı sanığı ve kurbanı olmuşuz.
Değerli kamuoyu; İstihdam olanakları yaratılmadığı için yıllardır bölgede ‘sınır ticareti’ yapan ve bu durumdan devletin bilgisinin olduğunu söyleyen köylülerin sadece geçimini bu yolla sağladıkları için böyle bir saldırı ile karşılaşmaları kabul edilemez bir durumdur. Bu katliamın Kürt sorununu çokça denenmiş yöntemler ile çözmeye çalışan siyasi iradenin attığı güvenlik eksenli adımlarının bir sonucu olduğuna inanıyoruz. Çözümü baskı ve sindirmede arayan bu anlayışın benzeri olaylara sebebiyet verdiği tarihi olaylarla sabittir.
Hafızalarımızı yoklamak istiyoruz; Bu katliam; ‘Kadında olsa çocukta olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır’ diyen bir söylemden bağımsız mı acaba? Bu katliam; İçişleri bakanının ‘Gece gündüz hava ve kara operasyonları sürecek ‘ dediği bir anlayıştan bağımsız mı acaba? Bu katliam; okyanus ötesinden emri verilen ‘ etraflarını sarın, imha edin, köklerini kazıyın, evlerine ateş düşürün’ diyen bir anlayıştan bağımsız mı acaba? Bu katliamın; yukarıda sıralananlarla yaşanan bu katliamın bir bağlantısının olmadığını kim iddia edebilir. Tek suçu devletin bilgisi dâhilinde sınır ticareti yapmak olan yoksul Kürt köylülerine dün Van sınırında tarihe 33 Kurşun Katliamı olarak geçen acıyı yaşatan zihniyet ile bu günkü zihniyet arasında hiçbir fark yoktur. Emri verenin dün haki yeşilini giymesi, bu günde ütülü lacileri bedenine yakıştırması olayın tek farkıdır. Ahmet Arif dün bir katliamdan sonra söyledi. Şimdi bir kez daha aynı acılar içindeyiz. Aynı ağıtı yakmanın zamanıdır diye düşünüyoruz. Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız. Karşıyaka köyleri, obalarıyla. Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, komşuyuz yaka yakaya. Birbirine karışır tavuklarımız bilmezlikten değil, fukaralıktan pasaporta ısınmamış içimiz. Budur katlimize sebep suçumuz, gayrı eşkıyaya çıkar adımız, kaçakçıya, soyguncuya hayına…
Madem kardeşiz; katırlar üzerinde taşınan cesetlerin hesabını kim verecek? Biz Türkiye’de yapılan inceleme ve soruşturmaların nasıl sonuçlandığının tanığıyız. Uğur Kaymaz ve Ceylan Önkol katillerine de inceleme ve soruşturma yapılmıştı. Şerzan Kurt’un katillerine ne oldu? Her zaman ki gibi suçlu bulunamadı. Çünkü ölen Kürt’ tü ve Kürd’ün en iyisi de ölü olanıdır. Hal böyleyken Kürt halkının nezdinde bu inceleme ve soruşturmaların hiçbir değeri yoktur. Yakın tarihte birçok katliam gerçekleşti. Şex Said’ten Zilan’a, Agıri’den Dersim’e oradan Newala Qesaba’ya kadar onlarca katliamda imzası bulunan bir devlet geleneğiyle karşı karşıyayız. Maalesef aldığımız haberlere göre bu gün sabah saatlerinde sivil oldukları söylenen iki genç Diyarbakır’da Emniyet güçleri tarafından infaz edilmiştir. Bu olayın da takipçisi olacağımızı belirtiyoruz. Böyle bir katliamdan sonra biz kamuoyunun beklentilerini karşılayacak tutumların gerçekleştirilmesinin istiyoruz. Bir an önce bağımsız uluslar arası bir gözlemci heyetinin bölgeye davet edilmesi, Cumhurbaşkanının derhal devlet denetleme kurulunu konu ile ilgili görevlendirmesi, olayda sorumluluğu bulunanların açığa alınıp yargılanması, İçişleri bakanı ve Milli savunma bakanının istifalarının alınması istiyoruz. Devlet adına özür dilenerek gereğinin yapılması; acıları azda olsa dindireceğine inanıyoruz. Ayrıca Kürt sorunun çözümsüzlüğünden kaynaklı bu ve benzeri olayların yaşanmaması için sorunun demokratik, barışçıl yollardan çözümü için bir an önce adım atılmalıdır.
Muş Ovası Gazetesi


