Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Muş İl Başkanı Sadullah Tetik, açıklamalarda bulunarak ülkenin geleceğinin belirlenmesinin devletin dışında cereyan ettiğini vurguladı. Tetik yaptığı basın açıklamasında: “Gündemi ve ülkenin geleceğini belirleyen dinamik yapı devletin dışındadır. Hükümetin Kürt sorununu çözmek için bir planı yoktur. Önce ‘Kürt’, sonra ‘demokratik açılım’ dediler. İktidar bunu özgün iradesiyle değil, dış güçlerin telkiniyle gündeme getirdi. Yılın son günlerine MGK açıklaması damga vurdu. Geleneksel, resmi üslubumuzu koruyan bir bildiri. Bir anlamda da görev savmak gibi düşünüyorum. Ülkenin güvenliği, ana gündem maddesi haline gelmiş. Kurul toplanmışken olay görmezlikten gelinemezdi. Bazı adımların atılması lazım. Ama bu zor işleri yapacak kurumlar arası bir işbirliği ortamı olmadığı için, görev savma niteliğinde bir açıklama. Süreci belirleyen artık bu ülkenin kurumları değildir. Geldiğimiz noktanın özeti budur.
Burada daha dinamik olan nedir ona bakmak lazım. Devlet bütün kurumlarıyla statükoyu temsil ediyor. Siyasetin, güvenliğin, diplomasinin, istihbaratın bir araya geldiği MGK, rutin bir açıklama yapıyor ve başka bir şey yapmıyor. Dinamik bir karar almıyor. Ama devlet dışında her yerde dinamik bir hareketlilik görüyorsunuz. Bugünü belirleyen, gündem oluşturan, geleceği çizmeye çalışan dinamik yapı, devletin ve kurumlarının dışında yürüyor. O zaman da ister istemez “bu ülkenin geleceğini kimler çizecek?” diye
Türkiye’de ister istemez sivil örgütlenmeler var. Güneydoğu’da bu yapıyı iyi görüyorsunuz. Devleti bir kenara koyarsak, en dinamik aydınları mıdır, değil. Ülkenin en başarılı, dinamik örgütleri sermaye veya geleneksel sol çevreler midir, hayır. Üç dinamik var: Dış dinamikler işliyor ve içerde en dinamik kesimler; Kürtler ve bazı cemaatlerdir.
Zaman zaman görüşmeler de görev savmak, durumu geçiştirmek için yapılır. Mesela siyasi partiler arasındaki görüşmeler de öyledir. İmralı ile kimler görüştü hala bilen yok. Bu konuda devletin dinamik bir unsur olduğunu göstermiyor. Devlet bütün kurumlarıyla statükoyu temsil ediyor. Hem de tüm tarihi geleneğimizden farklı olarak. Tanzimat’tan bugüne kadar değişimin bütün öncülüğünü devlet yapmıştır. Devlet değiştirmiştir. Meşrutiyete geçiş öyledir. Demokrasiye geçişte de devleti temsil edenler değişim kararı almışlardır. Ama bugün devlet bu öncü ve hakim niteliğini kaybetti. Dış dinamikler ve ademi merkezi sivil güçler bugünün gündemini belirlemekte ve geleceği şekillendirmeye yönelmektedir. Benim gördüğüm bir planı yok. 1983’ten beri ne söylüyorsa aynı noktada. Ama gittikçe işler zorlaşıyor. İktidar, devletin geleneksel söylemeni bozmak istedi. Önce “Kürt”, sonra “demokratik açılım” dedi. Ama ne içindeki belli oldu, ne de hala anlaşılabildi. İktidarın ve devletin planlamasının dışında gelişmeler oldu. İktidar bunu özgün iradesiyle değil, dış güçle telkiniyle gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı’nın inisiyatifinde olan bir şey değil. Bölgeyi yönlendiren güçler bu gezinin nasıl tamamlanmasını arzu ettiyse o şekilde tamamlanacak. Artık aradan çok sular aktı. Bundan sonra Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanın Kürtçe kelime söylemesinin hiçbir değeri yok. 2004’te ilk defa orada ben Kürtçe konuştum. Bu safhadan sonra Türkçe konuşmak daha iyidir bence. MGK’nın başında da Sayın Cumhurbaşkanı var. Dolayısıyla ikisinin üslubu da aynıdır. Bir farklılık yok. Dünyada 190 civarında devlet var sanıyorum. Ama yeryüzünde konuşulan 4 bin dil var. Uluslaşmak demek devletleşmek anlamına gelmeyebilir. Herhangi bir devleti ele aldığınızda farklı uluslardan meydana geldiğini görüyorsunuz. En tipik örneği ABD’dir. 72 millet var orada. Çok homojen gördüğümüz Avrupa devletleri de öyle. Burada en kötüsü ve en tehlikelisi, ne yaptığını bilmemektir.
Şu an devlet cephesinde, hem siyasi partiler itibariyle, hem de diğer unsurlar itibariyle ne yaptığını, sınırlarının ne olması gerektiğini bilen ve belirlemiş kimse yok. Bu hiçbir parti ve kurumun tek başına yürüteceği iş değil. Türkiye’de kurumlar var, siyaset bunlardan biri. Yargı, diplomasi, güvenlik birimleri, üniversiteler. Bir araya gelmeleri lazım. Türkiye’nin Kürt sorunun çözememesindeki en büyük eksikliği kurumlar arasındaki güven bunalımıdır. Böyle bir ortamda işbirliğiyle devlet politikası üretmek zorlaşır. Bu konuyu görüşmek için masanın etrafında toplanan kurumlar, içtenlikle bilgi paylaşmak, güvenmek yerine, birbirlerine bakarken “Birinin ayağı kaysa da ben avantaj sağlasam” diye düşünüyor. Söylediklerime karşı çıkanlar olsa da, beni sustursalar da gerçek budur. .
Şu andaki halleri modası geçmiş, eskide kalmış bir kesim görüntüsü veriyor. Değillerse olmadıklarını göstermeleri lazım. Ben ortada dinamik başka bir kesim görmüyorum. Hatta aydın olmak demek bile bu dinamik süreçlere teslim olmak anlamına geliyor Türkiye’deki pek çok aydın sanılan kişi için. Mesela sendikalar. Eskiden hak taleplerinde, eleştirel bakışın topluma yayılmasında öncülük yaparlardı. Bugün sendikacılık yok olmuştur. Tekel işçilerine sahip çıkamamış bir sendikacılık vardır” dedi. Muş Ovası Gazetesi
Tetik; ülkenin geleceği devlet dışında
Haber Kategorileri :

Ocak 3, 2011 3:29 PM
İlgili Haber Bulunamadı
Ekonomi Haberleri
Kültür Sanat Haberleri

Profesyonel internet sitesi için arayın..
- Google Arama Kaydı
- SEO Puanı Yüksek Tasarımlar
- Türkçe Yönetim Paneli
- Yedekleme Hizmeti

