1982 Anayasasına hayır diyenlerden olup düzenlenen hayır kampanyalarına destek vererek o günlerin zorluklarına değinen, Harran üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi Muşlu hemşerimiz Mehmet Sena Ekici 12 Eylül 1982 döneminin nefretle karşılanan yönlerine ve başlatmış oldukları hayır kampanyalarında yaşamış oldukları mağduriyetleri anlattı.
Çalışmalarım sonucu vicdanımı kirlenmekten kurtardım.1982 anayasasına hayır kampanyasına destek verip fiilen çalıştım. Ama yinede tekrarlamaktan utanç duymayacağım. Çünkü halkı çok üzmüşlerdi, kandırmışlardı. 1982 anayasası bize zorla giydirilen sevimsiz elbise oldu. Yandan önden bazı yırtıklar oldu, ama hala üzerimizde duruyor. Bazı iktidarlar döneminde kısmi değişiklikler yapılmaya çalışıldı ne yazık ki hala dimdik ayakta. Ona dayanan kurumlar, halkı hala ezmeye ve hakir görmeye çalışırken, vatanseverliğide elden düşürmemeye devam ediyorlar…
1982 Anayasa değişikliğine hayır diyenlerden olup o dönemlerde başlattıkları kampanyalarla vicdanlarımızı kirlenmekten ve kirletilmekten alı koyduk diyen Harran üniversitesi öğretim üyesi Muşlu hemşerimiz Mehmet Sena Ekici 12 Eylül 1982 Anayasasına hayır diyenlerden ve hayır demekle kalmayıp başlatılan kapmanlar da görev almış biri. O günlerin zorluklarını hala unutmadığını ve unutmasının da asla mümkün olmayacağını belirten Ekici, 12 Eylül’de yaşanan nefret ve mağduriyetleri gazetemize anlattı.
Üzülen ve kandırılan halkın gerçekleri görmelerine yönelik başlatılan çalışmalarda tüm olumsuzlukları göze alıp çalıştığını belirten Harran üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi Muşlu hemşerimiz Mehmet Sena Ekici o günlerde hayır dediği Anayasa değişikliğine bugün ise, hiçbir partinin güdümüne göre belirlenmemiş irade beyanımız için, Ülkemizin selameti için, Jakoben zihniyetin mutsuz ettiği tüm etnik grupların mutluluğu için, Kürt’lerin ve Türk’lerin düşmanlığı üzerine kurgulanan bir iradenin yıkılmasına yönelik çalışmalara “EVET” diyeceğiz” dedi.
EKİCİ’NİN DİLİNDEN
12 EYLÜL 1982’DE YAŞANANLAR
Ekici ile yaptığımız özel röportajımızda, 1982 anayasasının Ekici’nin hayatındaki yerine, 1982 anayasasının hazırlık aşamasından kabulüne kadar toplumdaki yerinin ne olduğuna, o günlerde başlatmış oldukları çalışmalarda karşılaştığı olumsuzluklara yönelik sorularımıza yanıt aradık.
Öncelikle Muşlu hemşerimiz
MEHMET SENA EKİCİ’Yİ TANIYALIM.
Ekici, “Halen Harran üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünde öğretim üyesiyim. Böyle önemli bir gündemi takip ederek ülkemizin siyasal hayatına ve toplumun demokratik standartlarına katkı sunmanızdan ötürü tebrik ediyorum.1963 Muş doğumluyum. Korkut yibo ve Muş lisesinde öğrenim gördüm. Maliye bölümü lisans, yüksek lisans ve doktoramı; Anadolu üniversitesi, Gazi Üniversitesi, ve İstanbul üniversitesi iktisat Fakültesinde tamamladım.1992 de Fırat üniversitesi Muş Meslek yüksek Okuluna Öğretim Görevlisi olarak atandım.1994 ten sonra Harran üniversitesinde göreve başladım. Bu görevlerimde sırasıyla;Birecik Meslek yüksek okulu kurucu Müdürü
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür yardımcılığı, iktisadi ve idari Bilimler Fakültesi Dekan yardımcılığı,1995-2009 İktisat ve Maliye Bölüm Başkanlığı,1994-2010 Üniversite ve fakülte yönetim kurulu üyeliği senato üyeliği ile çeşitli komisyonlarda bulundum. Halen Harran üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünde öğretim üyesiyim.1992 de başlayan Muş’u Geliştirme Ve Üniversite Kurma Derneği fikrini Şanlı Urfa’ya gittikten sonra fiiliyata geçirerek derneği kurup faaliyetlere başladım. Gerek Muşlu gerekse Muşlu olmayan üyelerimizin gayretiyle çok çalışmalar yürüttük. Derneğimiz halen değişik alanlardaki çalışmalarını sürdürmektedir. Bizden fikri katkılarını esirgemeyen ve şu an hayatta olmayan rahmetli Cihat Karasu, Suat Gülşen ve abim M.Zeki Ekici’ye Allahtan rahmet dilerim.
12 Eylül 1982 Anayasasının tek bir cümle ile Kürt’lerin ve Türk’lerin düşmanlığı üzerine kurgulanan bir iradenin yıkılmasına yönelik çalışmalara “EVET” denmesi gerektiğine dikkat çekmek isteyen Ekici, “12 Eylül’deki nefret ve mağduriyetlerini” gazetemize anlattı.
1982 ANAYASASI NASIL HAZIRLANDI?
TOPLUMSAL DİRENMELER ,GÖRÜŞLER VE DEĞİŞİMLER.
1982 Anayasasının temel dayanaklarına bakmamız lazım. 1980 öncesinde toplumdaki sosyal ve siyasal huzursuzlukları körükleyen ve darbeye zemin hazırlayan cuntacılar darbe yaptıktan sonra da halka rağmen halkı düşündükleri safsatasıyla halka inandırmaya çalışıyorlardı.
Oysa inandırmak bir yana söz ve uygulamalarıyla halkın değerleriyle çelişen söylem ve eylemleriyle gündemi işgal ediyorlardı. Halkın %99’unun inançlarını yakından ilgilendiren ve tepki gören söz ve tasarrufların çoğunu inançlarımızla açıklamak mümkün değildi.
Mesela Devlet Başkanı ve cuntanın başı Kenan Evren konuşmalarında ‘Bin 400 sene önceki kanunlarla bugünün milletleri idare edilemez. Geriye bakarsak adımlarımız geriye gider.’ demekle İslamiyet in gericilik sebebi olduğunu ileri sürmekteydi.
Ekmeğe ulaşmak için Kuran-ı Kerim in üstüne basılmasında beis olmadığını (4 eylül 1981 Sivas konuşması)..
Örtünmekle her şeyi halledeceğimizi sandık’ ve’’ bu taassup dinimizden geldi ’diye saldırılarına devam ediyordu.
Şanlı Urfa gibi İslami hissiyatın kuvvetli olduğu yerde tesettürlü hanımları öcülere benzetiyor ve aynı şekilde Erzurum’da ramazan ı şerif gününde halkın gözleri önünde su içiyordu.
Org. Kenan Evren in ölüleri bile güldürecek, gerçeklerden ve bilimden yoksun iddialarına tekrar bakarsak,kadınların yüzlerini örtmelerinin Murat Hüdavendigar zamanından kalma olduğunu ,güya güzel olan Türkmen kadınlarını kıskanan diğer kadınlardan dolayı padişah sokağa ancak örtülü bir şekilde çıkabileceklerine dair ferman çıkarmış.
Bunu delil olarak ileri sürerek, yüzünüzü örtmeyin iddiasını Şanlı Urfa ve Erzurum’da da tekrarlıyordu.
Başörtüsünün de tarihine kendince iniyor ve şöyle devam ediyordu:
‘Eskiden tarak mı vardı?..
Kadınların saçları dağınık kaldığından çirkin görünüyordu. Kıllar yemeğe düşüyordu. Bu mahzurları ortadan kaldırmak için peygamberimizi ima ederek baş açmak günah dedi.
Bilimsellikten yoksun bu iddiaların sahibi Devlet Başkanı sıfatıyla cuntacı Kenan Evren’di. Oysa başörtüsünün dayanak noktası Kuran’ı Kerimdir. Bunu da din bilginlerimize havale ediyorum.
Hemen hemen her konuda görüşünü ortaya koyarken meydanlardaki dayanaksız iddialarından dolayı halkı bazen güldürmekten bazen de dağılmaktan edemiyordu.
Daha sonra devlet dairelerinde ve okullarda cuntanın sivil sözcülerinin teröre varan davranışlarının ülkedeki sosyal düvensizlik ve mutsuzluğun yanı sıra ülke kaynaklarının etkin olmayan şekilde dağılımının ve kullanımının sonuçları ne yazık ki mutsuz bir tablo bırakmıştır.
Meydanlarda televizyonlarda sürekli boy gösteren cunta lideri Evren bir yandan da yeni anayasa hazırlıklarını duyuruyordu.
İdareye el koyan cuntacılar darbenin hemen ertesinde yeni bir anayasa hazırlanacağını açıklamışlardı. Toplumu ve ülkeyi yakından ilgilendiren
Anayasayı kimler nasıl hazırlayacaklardı? Milletin iradesine ölçüde anayasaya yansıyacaktı? Yoksa demokratik ülkelerde olduğu gibi milletin temsilcileri aracılığıyla mı hazırlanacaktı?
Anayasayı milli güvenlik konseyinin seçtiği ve Danışma Meclisi denilen grup hazırlayacaktı. Danışma meclisinin hazırladığı her çalışmada son sözü MGK söyleyecekti. Anayasa üzerinde istediği değişiklikleri yaparak bir tasdik anayasası taslağı olacaktı.
Bu şekilde hazırlanacak olan bir anayasa referanduma sunulacaktı. Anayasa taslağını ve anayasayı övmek serbest, aksi yasaktı .İmaen bile olsa aleyhinde bulunmak yasaktı.
Dolayısıyla anayasanın gerek hazırlanışı gerekse halk oyuna sunuş biçimi demokratik ülke uygulamalarına çok hem de çok uzaktı.
Basın ve yayın organlarında cuntanın uygulamalarıyla ilgili en küçük bir tenkit iması bile yeni bir bildiriyle yasaklanıyor, kapanma gerekçesi belirtilmeksizin kapatılıyordu.
İdeal anayasa; milletin değerleri dikkate alınarak yine milletin temsilcileri tarafından hazırlanmalıydı. Hakimiyet milletin ise, milletin seçmedikleri meclise girmemeliydi ve tasarrufta bulunmamalıydılar.
Milleti cahil oy çoğunluğu kabul eden bir anlayış artık tamamen ortadan kalkmalı, halkın meclisi ,halka karşı hiçbir sorumluluğu olmayanların vesayetine terk edilmemeliydi.
1982 de Anayasa taslağı açıldıktan sonra görüşlerle taslağın toplumdaki yansımaları değişikti.Çünkü demokratik olmayan yaşam biçiminde halkı n özgürce davranmaları beklenemezdi. Dayatmacı baskıcı rejimler kendilerine göre bir ortam ve kişilik oluştururlar. Dolayısıyla bu dönemde bir anayasa profesörünün tavırları bile insanları şaşkına çevirecek türdendi.
Taslak üzerindeki tartışmalar ve görüşmeler devam ederken Milli Güvenlik konseyinden yeni bir bildiri daha geldi. Buna göre taslak konseyden geçtikten sonra kesinlikle eleştirilmeyecekti.
Geçici maddeler:
Anayasa taslağına sonradan eklenen ve cuntacıların direktifleriyle eklenen geçici maddelerin benzerine demokratik ülkelerde rastlamak mümkün değildir.
1961 anayasasından başlamak üzere ülkenin sorunlarını çözmede aciz kalmıştır.1961 Anayasasında görülen en büyük değişiklik ‘millete ait olması gereken hakimiyetin ,millete karşı hesap verme alışkanlığı olmayan kurumlar aracılığıyla paylaşılmış olmasıydı.Dolayısıyla yasama ve yürütmenin ülke idaresince hakimiyeti ciddi engellerle karşılaşmıştır.
Demokrasiye dönmek üzere hazırlanacak yeni anayasada bu tür eksiklerin bulunmaması gerekiyordu. Danışma meclisince hazırlanan yeni anayasa tasarısı ne yazık ki 1961 anayasasında yerini bulan ‘millet iradesine getirdiği ortakları’ yeni ilavelerle korunmaya çalışılmıştı.
Cumhurbaşkanına tanınan geniş yetkilerle devlet idaresinde milletin iradesi saf dışı bırakılmıştı.
Temel hak ve özgürlüklerle işçi haklarına getirilen sınırlamaları bazı hayali nedenlerle engellemeye çalışmak izahı mümkün değildi.
Böylelikle anayasa tasarısı ,devlet yönetimindeki yeni yapılanma ve temel hak ve özgürlüklere koyduğu sınırlamalardan dolayı toplumun çeşitli kesimlerinin tepkilerine yol açtı.
Toplumsal tepkilerin danışma meclisindeki oylamalarında nedense etkisi olmadı.Anayasa tasarısı komisyondan geldiği şekliyle kabul görerek milli güvenlik konseyine sunuldu.
Din ve Vicdan Özgürlüğü:
1961 anayasasının 19. Maddesi ile TCK nın 163. Maddesi din ve vicdan özgürlüğünü sınırlandırırken yeni anayasa tasarısının 24. Maddesi bu sınırlamaların yeni versiyonu oluşmaktaydı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi:
MGK Başkan ı Org. Kenan EVREN in anayasanın kabulü ile birlikte cumhurbaşkanı seçilmiş sayılmasıydı. Cumhurbaşkanlığı ile bildiğimiz ilgili süreç işlemeyecekti.
Evren bu arada bildik konuşmalarını tekrarlayıp duruyordu .Konuşmaların konusu aynıydı .Hedefte halk vardı.Halkın yaşam biçimi dini yaşayışı ‘cahil’olarak hedefteydi.Halka rağmen Sözde halkın iyiliğini hedefleyen ,gözeten bir yönetim baştaydı.
Gençlerin eğitimini açıklamaya çalışırken de aynı mantık hakimdi .Çarşaf, saç baş,yemek kıl , cehalet vs. konular fasit daire şeklinde aynı şeyler konuşuluyordu Evren tarafından.
-işçi haklarındaki sorunlar ,sıkıntıları aşmak ve çözüm üretmek yerine bazı sendikalarca konseyi alkışlamak ve övmeyle geçiyordu.
12 Eylül’e gelinceye kadar ülkemiz kaos ortamına sürüklenmesine destek veren karanlık zihniyetliler 12 Eylül den sonra kendilerine iktidar hazırladıklarını fiilleriyle sözleriyle ortaya koydular.
Darbecileri millet, vatan ve insan aşkıyla dolu zannedip alkışlayan destekleyenleri hala affedebilmiş değil . Zira sağcı ve solcunun aynı silahla öldürtüldüğü bir ülkede darbecilere destek olmak, alkışlamak neye işarettir?
Biz o zamanın taze gençleriydik. Yanı başımızda solcu arkadaşımız öldürüldü. Üzüldük, sağcı arkadaşımız öldürüldü yine üzüldük. Yaralananları hastanelerde ve evlerinde ziyaret ettik, bazen sevgi şefkat dolu bakışlarla karşılandık, bazen de şüpheci bakışlarla …
Nihayetinde ‘oh kurtuldum! ’diyenler,’oh ülke kurtuldu’ diyenler, ne yazık ki cuntacı planlamaları anlayacak kadar izan sahibi değillerdi.
Hele sağ ve sol cenahta, grup ,cemaat liderliğini yapıp da,cuntacıları masum göstermeye çalışanlar… Bizzati kendi gruplarından kaybettikleri cıvanların kanını cuntacılara bahşettiler? DİNİ GURUPLARIN TAVIRLARI
Ama nasıl?Kimin adına hangi hakla?
Grupların dağılmasında manevi duygularla yetişmeye çalışan gençlerin ,ayrı saflara bölünerek birbirlerine karşı gıybet ve şiddetle davranmalarını hala unutamıyorum.
Cemaat liderlerine olan hayretim hala geçmiş değil. Cuntacılar ı sevimli göstermeye çalıştılar, karşı çıkanlar da o zamanın hazır damgasıyla (komünistlik,Kürtçülük,Humeynicilik) ile damgaladılar.’’Sizden şüphelenilir…şunlar gibi düşünüyorsunuz…’’
Cunta üyelerinden bazılarını kendi cemaatlerine yakın, destekçi veya ……Ülkeyi kurtaran fatihler vs. şeklinde methiyeler dizdiler. Cuntacıların uygulamaları gibi anayasaları da cebre dayanarak hazırlandı ve oylaması da yine cebir, şiddet ve tehdit kokuyordu. Ekici’nin dilinden O günler… 1982 Anayasası… DEVAMI YARIN Muş Ovası Gazetesi


