70’li yıllarda dünyanın en ünlü maratoncuları arasında sayılan Veli Ballı’nın hayatı tam bir uzun mesafe koşusu gibi, Unutulmaz atlet, “Muş Varto depremi olmasaydı ben çoban olarak kalırdım” diyor. Depremler hep felaketi çağrıştırır. Erzincan’ı, Van’ı ve en son Dinar’ı… Bir de Varto depremi var, 2 binin üzerinde insanın ölümüne sebep olan. Hayat kumaşı öylesine girift hadiselerle dokumuş ki felaketleri çağrıştıran depremler, bazılarının hayatında yükselmeye açılan bir başlangıç noktası oluveriyor. Türk atletizm tarihinin en büyük maratoncusu Veli Ballı kendi halinde bir çobanken Muş Varto depremi ile devlet parasız yatılı okuluna alınarak ismini spor tarihimizin sayfalarına kaydettirmeyi başarıyor…
NEREDEN NEREYE…
1950 yılında Muş Varto da doğan Veli Ballı, altı çocuklu fakir bir ailenin çocuğuydu. Yazın çobanlık yapıyor, kışınsa köyüne 7 kilometre uzaklıktaki Muş Varto Ortaokulu’na yürüyerek gidip geliyordu. Fakirlik yüzünden yürümek zorunda kaldığı yolların dünyaca ünlü bir maratoncu olmasına sebep olacağını aklından bile geçirmiyordu o günlerde. Ta ki depremde evleri yıkılıp devlet tarafından Aydın Lisesi’ne gönderilinceye kadar.
İki yakasını biraraya getiremeyen Ballı ailesi 1966’daki deprem felaketi ile iyice naçar duruma düştü. 2 binden fazla insanın hayatını kaybettiği depremde binlerce aile evsiz kaldı. Devlet, bir taraftan evi yıkılan ailelere başını sokacağı bir ev veriyor, bir taraftan da çocuklarını Türkiye’nin dört bir yanındaki devlet parasız yatılı okullarına yerleştiriyordu. Felaketi yaşayan herkesin hafızasında acı bir hatıra olarak kazınan bu deprem, bazılarının hayatının dönüm noktası oldu.
İşte Veli Ballı’nın yükseliş hikayesi burada başladı. Bu dönemi, “Çocukluğumda elimden gelen tek iş çobanlıktı. Bizim oralarda hayvancılıktan başka geçim kaynağı da yok zaten. Eğer bu deprem olmasaydı, köyümde çoban olacaktım. Çünkü ne ailemin beni okutmaya gücü yeterdi, ne de ben bunu hayal edebiliyordum. Ortaokulu dahi bitirmeme zor izin veren ailem liseyi kesinlikle okutmak istemiyordu. Deprem olmasaydı ben maratoncu Veli Ballı değil, çoban Veli Ballı olurdum” diye açıklıyor kendisi.
ATLETİZMİN ALTIN ÇAĞI
Pistlerde, parkurlarda kaldığı yıllar boyunca Türkiye’yi de peşinden koşturdu Veli Ballı. Takvimler 1970’leri gösterirken Türkiye, döneminin en iyi maratoncusu Hüseyin Aktaş defterinin kapandığına şahit oluyordu. Aktaş’ın koştuğu dönemlerde hep onun gölgesinde kalan Veli Ballı, Aktaş’ın pistlere veda etmesi üzerine Türk atletizm tarihinde altın bir sayfa açtı. Ama Hüseyin Aktaş gibi bir atletin arkasında koşmanın kendisine çok şey kazandırdığını şükranla yadediyor: “Hüseyin Abi, bana hem arkadaşlık hem antrenörlük yapardı. Öyle bir insanın arkasında koşup bir şeyler kapmayana acırım zaten. Onunla birbirimize her zaman destek olurduk. Atina’da 40 derece sıcak altında koştuğumuz bir maraton sırasında Hüseyin Abi sıcaktan bayılacak duruma gelmişti. Ben koşuyu bırakıp Hüseyin Abi ‘nin birinci gelmesi için destek oldum. Çoğu zaman o da bana yardımcı olurdu. Şahsi kaprislerimizi bir kenara bırakıp sadece ülkemiz için koşardık. Kimin birinci gelme şansı varsa onun üzerine yüklenirdik. “
1976’da Lahor (Pakistan) Maratonu’nda 2 saat 11 dakika 30 saniyelik derecesi ile birinci gelirken, bu derecesiyle dünya sıralamasında 6.lığa yükselen Ballı, aynı yıl Türkiye’de yılın sporcusu seçildi. 12 yıl boyunca kırılamayacak Türkiye rekorunu da ele geçiren Veli Ballı, 1977 yılında Boston (Amerika) Maratonu’nda ikinci, 1978’de Hollanda, 1979 yılında Atina Maratonu’nda da birinci oldu. 1977 yılında Ankara’da Balkan Şampiyonluğu’nu yakalayan Ballı, 1981 yılında Avrasya Maratonu’nda almış olduğu ikincilikle (2.36.53) pistlere veda etti ama ardından yeni bir ekol olan Zeki Öztürk, Cihangir Demirel, Nihat Yaylalı gibi atletleri bıraktı.
Fırat Demir musspor.com
musspor.com


