KESK binasında basın açıklamasında bulunan dönem sözcüsü Derya Yolcu, “Türkiye yeni bir siyasal kriz ortamına doğru yuvarlanıyor.
Toplumsal sorunlarımızın çözümü doğrultusunda ne zaman olumlu bir hava ve uygun zemin oluşsa ardından gerilimden, çatışmadan, savaştan medet uman kesimlerin bu havayı boğma çabaları geliyor. Barışın dili yerine savaşın dili yeniden egemen oluyor. Sorumsuz politikacıların ortaya attığı çatışmayı kışkırtan, şoven yaklaşımlar toplumsal gerilimleri körüklüyor, provokasyonlara, çatışmalara uygun bir zemin oluşturuyor. Ortaya çıkan tablo son derece kaygı vericidir ve siyasi iktidar bu tablonun ilk sorumlusudur.
AKP, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda toplumda yarattığı beklentileri bizzat kendisi yok ederek sürecin bu noktaya getirilmesine yol açmıştır. Türkiye artık 12 Eylül cunta Anayasasıyla, siyasal partiler yasasıyla yönetilemez. Bunu herkes artık görmelidir. Anayasa Mahkemesi, oybirliğiyle DTP’nin kapatılmasına karar verdi. 37 kişiye 5 yıl siyaset yasağı getirilirken, Genel Başkan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliliğinin düşürülmesi kararlaştırıldı. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararın siyasidir. KCK’nin ilan ettiği çatışmasızlık sürecinden faydalanan AKP hükümeti önce ‘Kürt Açılım’ adı altında başlattığı süreci farklı isimlerle sürdürmeye başladı. Abdullah ÖCALAN’IN çağrısı üzerine Kandil ve Mahmur’dan “Barış ve Demokratik Çözüm Gurubu“ olarak 34 kişiden oluşan 2 grubun Türkiye’ye gelişleri, Kürt ve Türk barışseverlerinin umutlarını arttırdı ve kamuoyunda beklentiler oluştu, paketler beklenildi, en son Kürt sorunu meclise taşırıldı ancak sözlerden öteye geçilmedi. Herhangi bir somut adım atılmadı. En son olarak ta Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar ile Kürt halkını temsil eden DTP’yi kapatarak Kürtlerin siyasi iradeleri kırılmak istenmiştir. Barışa, sağduyuya, hoşgörüye en çok ihtiyacımız olan şu günlerde, açılımdan bahsederken kapatma kararı alınması aklın ve vicdanın kabul etmesi mümkün olmayan bir sonuçtur. Hukukun evrensel ilkelerine aykırı olması bir yana, Kürt sorununda barışçıl çözüm ihtimalini de zayıflatan bu kararı kabullenmek mümkün değildir. Şiddeti siyasal bir yöntem olarak kullanmayan partilerin kapatılmasını kabullenmek, demokratik prensipler bakımından mümkün değildir. Bu nedenle kararın kendisi bile 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesi ihtiyacını bir kez daha gözler önüne seriyor. DTP’nin kapatılması bundan çok daha vahim sonuçları olabilecek bir süreci önümüze koyuyor.
30 yıldır süren kanlı çatışmanın durması ve silahların susması umudunun gömülmesi ve toplumun, yaraları uzun süre sarılamayacak daha büyük bir çatışmaya sürüklenmesi riskini doğuruyor. Bu sonuçtan Anayasa Mahkemesi’nden çok 12 Eylül Anayasası ve Siyasal Partiler Kanunu’nu değiştirmeyen iktidar ve muhalefet partileri sorumludur. Bu ülkenin bütün akıl, vicdan ve adalet duygusu taşıyan insanlarının, Siyasal, barışçıl ve demokratik bir çözümün oluşabilmesi için siyasete ağırlığını koyması gerekiyor. Bu düşünceleri savunan binlerce insanın duyarlı davranacağına, ülkeyi duyarsız ve beceriksiz yöneticilerinin getirdikleri uçurumun kıyısından döndürecek bir iradeyi sergileyeceklerine inanıyoruz. Barışı savunan, Kürt sorununun Siyasal, barışçıl ve demokratik çözümü için çaba gösteren bir siyasi partiyi kapatmanın demokratikleşme sürecine ağır zarar vereceği açıktır. Türkiye bu anayasadan mutlaka kurtulmalı, antidemokratik siyasal partiler kanunu ve seçim barajı ayıbına son vermelidir. Kürt sorunu ülkenin yapısal, temel bir sorunudur. AKP’nin zannettiği gibi bir takım idari tedbirlerle, kerameti kendinden menkul politikalarla çözülebilir bir sorun değildir. Sorunun çözümü, ciddi bir siyasi kararlılık, sorunun muhataplarının da dahil olduğu geniş bir toplumsal katılım, ve anayasa değişikliği başta olmak üzere bir çok önemli adımların atılmasını gerektirmektedir. Ancak öncelikle parlamentonun, tüm siyasi partilerin ve toplumsal kurumların, emek ve meslek örgütlerinin, aydınların, sanatçıların, kanaat önderlerinin 30 yılı aşan süredir hepimizin ödediği ağır bedellere ve mahkûm edildiğimiz savaş ortamına karşı Barışın sesini yükseltmeleri ve barışın dilini ülkeye hakim kılmaları gerekmektedir. Savaşın hiç kimseye kazandıracağı bir şey yoktur. Özgür, demokratik bir ülkede eşit ve onurlu yurttaşlar olarak yaşamanın, çocuklarımızı savaşın yıkım ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen çarkından kurtarmanın barıştan başka bir yolu yoktur. Kürt sorunun çözümü noktasında özellikle Demokratik açılım tartışmalarının başladığı süreçte İçişleri Bakanı tarafından yürütülen çalışmalarda Konfederasyonumuz KESK de ziyaret edilmişti. Konfederasyonumuz KESK tarafından 26 maddeyi içeren Bir rapor sunulmuştu. Konfederasyon olarak içinden geçtiğimiz süreci, tartışmaları ve girişimleri oldukça önemsiyor, tarihsel bir dönüm noktası olarak görüyoruz. Ancak sürecin provokasyonlarla kesintiye uğraması ya da zamana yayılarak ve çözüme ilişkin gerçekçi, somut, zorunlu adımların atılmamasıyla boşa çıkarılması ihtimalleri karşısında da kaygılıyız. Demokratik açılım için Konfederasyon olarak çözüm önerilerimiz. Çözüm yolunda atılması gereken ilk adım sorunun tarafları ve siyasal temsilcilerinin muhatap alınmasıdır. Soruna ilişkin tartışmanın toplumun geniş kesimlerine yayılması için her türlü çözüm önerisinin dile getirilebileceği özgür bir ortamın sağlanması zorunludur. Düşünce ve ifade özgürlüğünü yoruma yer bırakmayacak netlikte teminat altına alacak düzenlemeler yapılmalıdır. Öncelikle eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik yeni bir anayasa çalışması başlatılmalıdır. Yeni anayasa çalışmalarında başta siyasi partiler ve parlamento olmak üzere toplumun örgütlü kesimlerinin temsilcileri yer almalı, anayasal vatandaşlık tanımlaması eksen olmalı, başlangıç ilkelerinde herhangi bir etnik kimliğe, kurum ya da değere kutsallık atfedilememeli, “Türkiyelilik” kimliği öne çıkarılmalıdır. Siyasi Partiler Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, Yüksek Öğretim Kanunu, Basın Kanunu ve Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu olmak üzere, temel hak ve özgürlüklere ilişkin yasalar yeniden düzenlenmelidir. Bu çerçevede seçim barajları kaldırılmalı ve seçimlerde Türkçe’den başka dillerin kullanılmayacağına dair yasa hükmü değiştirilmelidir. Siyasi parti mezarlığına dönen ülkemizde siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenleme yapılarak açıkça şiddete çağrı fiili işlenmediği sürece kapatma olmamalıdır. Medyada halkların kardeşliğine zarar veren, nefret ve öfke duyguları geliştiren milliyetçi ve militarist dilin terk edilmesine yönelik düzenleme yapılmalıdır. Yerel yönetimlerin yetkileri arttırılmalı her şeyi merkezden yönetmek anlayışı terk edilmelidir. Bölgeler arası sosyal-ekonomik farklılıklar ve eşitsizlikleri giderici önlemler alınmalıdır. Adaletsizliğe uğrayanlara pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır. Korucu sistemi kaldırılmalıdır. JİTEM, Kontrgerilla gibi yapılanmalar dağıtılmalı, toplumsal denetimin dışında, şeffaf olmayan derin yapılanmalar ilga edilmelidir. Güvenlik güçleri arasında vatandaşlara tam bir eşitlik ilkesi ile yaklaşım hakim kılınmalı; şoven, gerici kadrolaşma terk edilmelidir. Bölgedeki mayınlı araziler temizlenmeli, temizlenen alanlar toprak reformu ile bölge halkına paylaştırılmalıdır. Çatışma bölgelerinde tahrip olan, yakılan ormanlık alanların yeniden yeşillendirilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır. Türkiye’nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelere; gerek Kürt sorununun çözümsüzlüğü politikalarının ve gerekse de çalışma yaşamının demokratikleştirilmesinden korkunun yansıması olarak koyduğu çekinceler kaldırılmalıdır. İlköğretim 12 yıl, zorunlu, parasız ve herkesin kendi anadilinde olmalıdır. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelere yapılan kamu personeli atamalarında Kürtçe bilen, nitelikli, tecrübeli ve bölge insanına karşı önyargısız kişiler tercih edilmelidir. Eğitim sistemi bütünlüklü bir biçimde masaya yatırılmalı; müfredatta var olan milliyetçi, sınıfsal, inançları dışlayan ve cinsiyetçi örüntüler ayıklanmalı, yurttaşlar arasındaki eşitliği, kardeşliği ve insan haklarını temel alan özgürlükçü, demokratik yeni bir müfredatın oluşturulması süreci başlatılmalıdır. Kültürel haklar genişletilmelidir. Değiştirilen köy isimleri eski hallerine döndürülmeli, insanların çocuklarına kendi dillerinde istedikleri isimleri takmalarına engel olunmamalıdır. Ülkede yaşayan her yurttaşın kendi kimliği ve inançlarını geliştirme çabası teşvik edilmelidir. Genel Af çıkarılmalıdır. Bu süreçte bedel ödemiş, yakınlarını yitirmiş, fiziksel ve psikolojik travma koşullarında yaşamını sürdürmekte olan yurttaşlarımızın yarasını saracak önlemler alınmalıdır. Zorunlu göçe maruz kalmış yurttaşlarımızın köylerine dönüşleri sağlanmalıdır. Sokak gösterilerinde tutuklanarak yaşlarının katlarınca ceza istemiyle yargılanan çocuklarla ilgili yasal düzenleme yapılmalı, bu çocuklarımızın olması gereken yerlerine, okullarına dönmesi sağlanmalıdır. 30 yıllık savaş boyunca gerçekleşen işkence ve katliamları, infazları, faili meçhul cinayetleri aydınlatmak ve sorumlularını yargı önüne çıkarmak için yasal altyapısı olan bir “Hakikatler Komisyonu” oluşturulmalı, bu komisyonda mağdurların da yer alması sağlanmalıdır. 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını engelleyen anayasa hükmü kaldırılmalı Diyarbakır Cezaevi başta olmak üzere cezaevlerinde işlenen suçlar; işkenceler, infazlar, katliamlar ve siyasi cinayetlerin soruşturulabilmesi ve sorumluların adalet önüne çıkarılması sağlanmalıdır. Yurttaşlar için hak arama kanalları sonuna kadar açılmalı, örgütlenme önündeki engeller kaldırılmalı; Kooperatifler kanunu, Dernekler Kanunu, Sendikal Kanunlar vb. anti-demokratik içeriklerinden arındırılmalıdır” dedi.
Günaydın Muş Gazetesi


