Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk her söylenişinde göz yaşlarını tutamayarak “Anadolu çocuklarının ne işleri vardı Yemen çöllerinde? Oraya gönderildiklerinde belki yeni evliydiler. İçlerinden birinin şansı yaver gider de geri dönebilseler kendisi ve eşi yaşlanmış, çocuğu kızsa gelinlik çağa gelmiş, erkekse koskoca delikanlı olmuş bulurdu. Bütün bunlar ne içindi? Yazık günah değil miydi evlatlarımıza? “dediği Muş Türküsü hakkında herhangi bir araştırma yapılmadan “Yemen Türküsü” adıyla Yemen’e mal edilerek, türküde geçen “Burası Muştur…”kısmının “Burası Huştur…”diye söylenmesi ile Kamu oyu yanlış bilgilendirilmektedir .Oysaki kamu yayıncılığının temsilcisi ve devletimizin en saygın kuruluşlarından olan TRT arşivleri incelendiğinde;

Kaynak Kişi Düriye Keskin (Mahalli Sanatçı)
Derleyen : Muzaffer Sarısözen
Notaya Alan : Muzaffer Sarısözen
TRT Repertuar No : 341  bilgileri yer almaktadır. Muş ve çevresinde ilki 1944 yılında Türk Halk Müziğinin babası ve TRT Yurttan sesler programının yapımcısı rahmetli üstat Muzaffer SARISÖZEN başkanlığında  Bedii YÖNETKEN ve teknisyen Rıza YETİŞKEN ‘den kurulu ekipçe ikincisi ise 1961 yılında Mustafa GECEYATMAZ, Fikret OTYAM ve teknisyen mücahit KÜÇÜK BARAN’dan oluşan ekiplerce resmi derleme çalışmaları yapılmıştır.

Ayrıca, Ankara üniversitesi (TÖMER) “Dil Dergisi’nce aslen Muşlu olan Mülkiye Müfettişi sayın Nuri YAMAN’ın araştırmalarına yer verilerek, şu şekilde yayınlanmıştır.

Ulu Cami ve Hacı Şeref Cami

YEMEN’E GİDENE AĞLIYOR KIZLAR

Nuri YAMAN *

Acılı, elemli ve yaslı bir türkünün öyküsüdür bu.

Tarihi bilinmez. Aslında bilinir de herkes kendine göre değişik bir tarih söyler. Ama biz olayın gerçek yüzünü olaya yaşayan ve anlatanların diliyle türküyü dönüştürüldüğü biçimiyle anlatalım. Anlatılanlara göre o tarihte Osmanlı yemen çöllerinde zorlu bir savaşa tutulmuştur. Divanlar kurulur, savaş ve şartları haftalar boyu tartışılır durulur.

Sonunda çözümün yemen ellerine vilayetlerden birinde oluşturulacak bir alayla gidilmesinin mümkün olduğuna karar verilir. Düşünülür ki bir tek vilayetten birlik oluşunca bunlar hep akraba ve hısım olacakları için birbirlerine bağlılığı ve dayanışmaları ile savaş alanında kaçmaları söz konusu olamaz. Haberler salınır. Osmanlının dört bir yanından uzun beklemelere karşın istekli çıkmaz bu oluşuma. Aslında istek olmasına olurda Osmanlı’nın istediği gibi olmaz. Değişik vilayetlerden çıkan bu gönüllü sayısı da yeterli olmaz.

Bu sırada Muş’tan Bulanık, Malazgirt ve Varto’dan bir ses yükselir Osmanlı’ya; “hepimiz varız, gönüllüyüz Yemen çöllerine gitmeye”

Osmanlıya haber iletilir. Yetkililer bakar sayı yeterli, karar verilir ve yemen çöllerine Muş’tan oluşturulan bir redif alayı gönderilir. Yemen’e gidilmesine gidilir ama, hiçbiri de geri dönmez. işte bu türkü gidip te gelemeyen o isimsiz kahramanlardan Muş’a kalan sevgilisinin sesi, özlemi, elemi ve de acısıdır.

Tarihi Haspet Kalesi'nden Muş manzarası

Havada bulut yok bu ne dumandır Mahlede ölüm yok bu ne şivandır Bu yemen elleri ne de yamandır
Ano Yemen’dir gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir Burası Muş’tur yolu yokuştur Giden gelmiyor acep ne iştir
Mongokun suları ovaya akar Ağam asker olmuş yüreğim yakar Gözlerim kan çanak ağama bakar
Gider isem ağam sana köleyim Cemalin bir gülsün ben de geleyim Yemen çöllerinde senle öleyim
Şafağın atmışta terkisin bağlar Yavuklunun oturmuş için kan ağlar Hasretin dayanmaz bostanlar bağlar
Saçımın telini edem hedayet Günahım yoğtur ki dilem nedamet Muş’tan başka yoğmu burda velayet
Kışlanın önünde çalınır sazlar Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar Yemen’e gidene ağlıyor kızlar
Tez gel ağam tez gel eğlenmiyesin İngiliz hayındır güvenmeyesin Arap dilber çoktur evlenmiyesin
Karasu uzanır sıra söğütler Yüzbaşım oturmuş asker öğütler Yemen’e gidiyor baba yiğitler
Kışlanın önünde redif sesi var Açın çantasına bakın nesi var Bir çift potin ile birde fesi var
Tüfekler çatıldı kaşlar çatıldı Ağam mavzer-ilen öge atıldı Alkanlar içinde kuma yatıldı
Tez gel ağam tez gel dayanamirem Uyku geflet basmış uyanamirem Ağam öldüğüne inanamirem

Muş Türkü’sünün sözlerini daha iyi analiz edebilmek için kısaca Muş’un kültür tarihi Urartu’larla başlar. Anadolunun Türkleşmesi sürecini başlatan Malazgirt savaşından sonra Türk-İslam kültürü yayılmaya başlamış ve zaman içinde tek kültür durumuna gelmiştir. Milli kültürün ayrılmaz bir parçası olan Muş folkloru, yöre insanının iç dünyasını, yaşantısını, geleneklerini geçmişten günümüze, günümüzden de geleceğe taşır.

Muş ve çevresinin ezgilerinde Doğu Anadolu Bölgesi halk müziğinin özellikleri görülür. Söylenen türkülerde yöre insanının yaşam biçimi, acıları, sevgileri, tabiatla olan bağları, işgal yıllarının çilesi ve yurt sevgisi dile gelir.

Birinci dünya savaşında Muş ilinde Yemen’e çok sayıda genç “Ölürsek Şehit, Kalırsak Gazi Oluruz” diyerek askere gitmiştir. Yemen’in öldürücü sıcağı ve düşmanı ezici çoğunluğu nedeni ile gidenlerin hemen hepsi geri dönmemiş şehit düşmüştür. Türkümüz geride kalan asker yakınları ve yavuklularınca söylenmiştir. Hüseyni makamında olup5/8 lik bir türküdür. Türkümüzün sözlerine bakıldığında yöre insanımızın geleneklerini, yaşam biçimi ve acılarını yansıtmaktadır.

Bitlis Çarşısı, Muş Kale Mahallesi

Fotoğraf: Dick Osseman (2005)

Yemen’e giden redif alayında hemen hemen hiç kimse geri dönmemiştir. Bu kara haberin Muş’a ulaşmasıyla (halk arasında şivan denen) ağıtlar yakılarak feryatlar yükselir. Muş geleneklerinde komşularca cenazesi olan evlere başsağlığına gelenlere ve cenaze evinin halkına yemek hazırlanır. O zamanlar teknik gelişmediğinden, yemekler fırınlarda değil kazanlarda, odundan ateş yakılarak ateş üzerinde pişirilirdi. Tüm evlerde cenaze olduğunda yemek hazırlığı için evlerin önünde cenaze yemeği için odunlar yakılarak kazanlar kurulmuştur, nişanlısı redif alayı ile birlikte Yemen’e giden ve bu kara haberi henüz duymamış olan genç kız pırıl pırıl bir ağustos günü bu ağlamaları ve dumanı görünce;

Havada bulut yok bu ne dumandır Mehlede ölüm yok bu ne şivandır Bu Yemen elleri ne de yamandır.

demiştir. Gerçekten de mahallede ölü yoktur cenazeler Yemen’dedir. Bulutsuz ağustos gününde ki duman ise cenaze evleri için yemek yapmak üzere yakılan ocakların dumanıdır.

Ano Yemen’dir, gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir Burası Muş’tur, yolu yokuştur Giden gelmiyor acep ne iştir

Çemen; Yemen’de yetişen bir bitkidir. Askerlerimiz Yemen’e gitmiş ve bir daha geri dönmemiştir. Muş ili Türkiye’nin üçüncü büyük ovasına sahiptir. Bir çok kişi Muş ovası ile türküdeki yokuş yol ikilemine düşmektedir. Oysaki Muş ili yerleşim itibariyle savunması kolay en eski yerleşim yeri olan bu günkü kale mahalesi ve minare mahallelerinin olduğu bölüme konuşlanmış ova ise tamamen tarıma bırakılmıştır. Bu gün halen Kale mahallesi eski yerleşim kalıntılarını taşımakta ve yüksek bir yerde ovaya hakim bir alandadır. Eski Muş’un yolu halen yokuştur. “Giden gelmiyor acep ne iştir “sözü Muş’a giden dönmüyor diye anlaşılmaktadır. Oysa türkünün sözleri dikkatle incelendiğinde Muş’tan Yemen’e gidenler şehit olup dönmediklerinden “Giden gelmiyor acep ne iştir” sözü onlar için söylenmiştir.

Eski yerleşim yeri itibariyle Muş ilinde askeri kışla kale mahallesinin eteklerinde bu günkü il Jandarma Komutanlığının bulunduğu yerdedir. Nişanlısının ölüm haberiyle yüreği yanan genç kız kale mahallesinden yokuşun altındaki kışlaya bakarak

Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasına bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var

der.

Mülkiye Müfettişi sayın Nuri YAMAN’ın araştırmaları ile derlemeleri yapılan türkünün diğer mısralarında ismi geçen yerlere gelince

Mongok: Yeni adı Soğucak’tır merkeze 2 km. mesafede soğuk suyu ile meşhur köyümüzdür.

Karasu: 68 km uzunluğunda komşu Bitlis ile Güroymak ilçesinden doğan ve Muş’a güneyden girerek bilahare kurt istasyonunda murat nehri ile birleşen bir nehirdir.

Kışlanın önünde çalınır sazlar
Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar
Yemen’e gidene ağlıyor kızlar

mısralarından da anlaşılacağı gibi bu türkü Yemene giden askerlerimiz için söylenmiştir.

 

Muş Tanıtım Platformu tarafından hazırlanan Muş Türküsü Röportajı

Muş Türküsü hakkında ortaya atılan “HUŞ” iddiaları ve Yemen’e ait olduğuna dair söylentilerle ilgili röportaj. Öğretim Görevlisi Sayın Mehmet Murat Oto Muş Türküsü hakkında yaptığı araştırmaları ve sonuçlarını anlatıyor.

 

Muş Türküsü hakkında yapılan bazı araştırmalar sonucunda aşağıda ki bilgiler elde edilmiştir.

Kaynak: Muş Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü