Taylan Özkan - Romantizmal Ağrı


Taylan Özkan

Romantizmal Ağrı (10337)

Her şey üç tarafı denizlerle çevrili ülkenin denizsiz tarafına denk gelmemle başlamıştı. Ve her şey kandığı yerden devam ediyor. Hayatın en güzel yanı ne biliyor musun.. ben bilmiyorum.

Doğunun üç harfli kentlerinden birinin, sunumları sosyal ağlarda paylaşılabilecek tek restoranında, ismi süslenmiş ama içeriği hiç değişmemiş yöresel yemeğini yedikten sonra ikram edilen kahveyi içip, caddeyi izliyorum. Son yudumu da alıp gayri ihtiyari kapatıyorum fincanı. Kafamı kaldırdığımda ön masada oturan, şehrin zorunlu nüfuslarından biri gibi görünen ve asla kardeş olmamamız gereken kadının gülümseyişle karşılaşıyorum. Nezaketen değil, zamanı durdurduğu için ben de gülümsüyorum. Bu şansı bana lütfeder misiniz dedikten sonra, fal beyanında bulunmak için masaya geliyor. Hayal kusmanın ciddiyet gerektiren bir iş olduğunu düşünmüş olacak, gülümsemesini diğer masada bırakıyor. Fincanı alıp, bir eksiğiyle tüm kabaranlardan, dul koleksiyonlarından, bedel eğitiminden, terk dili ve edebiyatından bahsediyor. Gözümü dudaktan esirgemeden dinliyorum. Sonunda bir dilek tutmamı istiyor, ardından da çabuk olacağını söylüyor. Biliyorum..

Şam-piyonlar ligindeki savaştan sürrealizme, kapitokrasiden Dilek Akın’ın urgan dizelerine, Roboski’den Baader-Meinhof fenomenine, tandıra düşen çocuklardan Billie Holiday’e kadar uzun bir sohbete dalıyoruz. Boynumuzda kendiliğinden fular oluşmaya başlayınca kalkmaya karar veriyoruz, arabaya doğru yürürken tekrar gülümsediğini görüyorum; Tandırlar çıldırmış olmalı..

Küçük şehirlerin geceleri sessiz olur, büyüyünce konuşmayı ümit ederler. 

Tarif ettiği adrese geliyoruz, arabadan inip teşekkür ediyor. Tokalaşmak için elini uzatıyor, bir an durup elini yumruk yapıyor, başparmağıyla yukarıyı gösterip gelmek ister misin diyor. Bu soruyu başkası sorsaydı düşünme payı bırakabilirdim, doğru olanı yapıyorum. Belki de biz, bir kitabın aynı cümlesinin altını çizmişizdir, kim bilir! Asansörde çantasını karıştırıyor, anahtarlar hep çocuk kalacak, saklanmayı seviyorlar. Hırsızlığa girer gibi açıyor kapıyı, sessizce giriyoruz, küçük şehirlere özel bir merasimdi bu, romantizmal ağrılar çekenler soluğu dellendirme dairelerinde alıyordu ve endorfin içsel bir morfin maddesiydi.

Sihirlerine hakim olamıyorum, güzelliğin büyüleyici diyorum, gülümsüyor..

Gecenin içerleyen saatleri, gözlerim kitaplıktaki bir fotoğrafa çakılmış, ağzım yediği haltın suskunluğunda. Ekimde unutulmuş beni, ocakta unutulmuş yemeği hatırlar gibi sıçrıyorum yataktan.

- Gitmeliyim.
- Hep yanımda kalsan?
- Medeni esaretinden dolayı kutlarım.
- Neyin var senin?
- Merak etme, herkes rolünde. Düşümden, teorimden arttırıp sana zaman ayırdım, şimdi gitmeliyim.
- Tekrar görüşecek miyiz?
- Sanırım bunu istiyor olsaydım gitmezdim.
- Pislik!
- Kabalaşma, temizlik imkandan gelir. Şu fotoğraftaki sevgilin mi?
- Evet, öyleydi, ilişkinin sonlarını yaşıyoruz.
- Film bitseydi ışıklar yanardı, bu salon hâlâ karanlık.
- Haklısın, pardon, yalnızlıkla oldu.
- Yalnızlıktan kurtulmak istiyorsan çukurlarını değil, kalbini doldurmalısın. Ruhun gemisine farklı bedenler yüklenmez, yalnızca bir kişiyi kurtarma hakkın vardır hayatın fırtınasından.

Anımı da alıp gidiyorum. Halat bilgisi iyi biri için çok zor değildir gitmek. Bir bedenden fazlasıdır aradığın, fakat talih tekerrürden ibarettir. Gökdelenler arası müstakil ev isyanı yaşamanın da pek bir faydası yoktur çoğu zaman, ölünce herkesin aynı kefene konulduğu dünyada, insanların seni hangi kefeye koyduklarının ne önemi var. Kitapçılarda, daha önce okumuş olduğum kitapların 49. sayfalarına kitabın sonunu anlatan kısa notlar bırakabilirim, ya da bir serçeye bana uçmayı öğretmesi için ekmek kırıntılarıyla rüşvet verebilirim. Okkalı küfürler edebilirim örneğin Beşiktaş’ın yenildiği her maçtan sonra hayata, diplomalarımdan origamik vibratörler yapıp sermayenin eline tutuşturabilirim. Akıllı olduğu iddia edilen telefonların hislerini de geliştirebilirim mesela, televizyon denen aletin trenin minimalize edilmiş hali olduğunu kanıtlayabilirim. Kekremsi kelimesini kullanan insanlara kınama mesajları gönderip, kadınların çiçek böcekle tasvir edildiği şiirleri modası geçmiş bir kur aracı olduğu gerekçesiyle boykot edebilirim. Hayat gayesi bünyeden bünyeye değişebilir, kimin umurunda!

Arabaya biniyorum, Hivron çalıyor radyoda, Bablisok.. Bazı şarkılar aşırı duygusal, dinleyince size adres soran insanları bile özlüyorsunuz. Yağmur yağıyor, neyse ki cam insanlık kadar buğu yapmamış. Dini programların jeneriğindeki, bir anda büyüyen bitkiler gibi hızla akıyor zaman. Sol tarafta esmer yüzlü çocuklar yağmurda yürüyorlar, onca kıyıma rağmen, çok güzel gülüyorlar. Car carna bablîsok min diquje, car carna çavên tê..

Şehri tepeden gören bir yerde duruyorum, havaya aldırmadan mangalı bir manifesto yazar gibi yakmaya çalışan kızlı erkekli ergenleri görüyorum, gençler söz konusu etse işi ciddiye alırlar, ne eti olduğunun önemi yoktur! Şehirler muhafazakarlık seviyelerine göre sıfat eklerler ön sevişmelerine, piknik ya da gece kulübü, aynı kuyunun lacivertidir.

Örf adet sancılarıyla bastırılmış duyguların dışa vurulduğu, vurdurulduğu taşra pikniklerinin, şehirlerde modernizasyona uğramış halidir gece kulüpleri. Erçekimi kuvvetine karşı koyamayıp süzülen kirpikler ya da ahenkle dans eden asimile bedenler, hepsi aynı hormonun potansiyel enerjisinden alır gücünü. Doğal haz patlamasının karşılıksız kaldığı durumlarda arz talep yengeleri girer devreye, kerizin fırsata çevrildiği, iti olmayanların giremediği elitist mekanlarda. Steril otel odalarında hastaya orgazm nakli yapılır, nakdi alınıp. Sözde er meni soykırımı, gerçekte olan ise sperm bonkörlüğü. Her şey yatan için!

Riyalar âleminde herkes tehlikenin çarkında. Ve bir gün herkes ihtiyacı olanın yar değil, yara bandı olduğunu anlayacak.

Nefes parayla satılsaydı, şimdikinden zor olmazdı almak. Takma düşlerimi çıkarıp yatağıma giriyorum. Gözlerim kapanıyor, günden güne katlanma eşiği düşüyor kapakların. Yüksek dozda hayata maruz kalıp komaya girme halidir uyku. Tüm samimiyetsizliklere karşı ılımlı isyandır.

 

Belki de biz uyurken ruhlarımız sarhoş olup bedenimize tükürüyordur, kim bilir!

Taylan Özkan
www.taylanozkan.com
 

Romantizmal Ağrı 17.10.2013 - Hit 10338
Nefsim Normalleri 25.11.2010 - Hit 7519
Cinnet Mamulleri 19.09.2010 - Hit 2398
Amoral Sınır 23.06.2010 - Hit 2236
Hayatmosfer 30.03.2010 - Hit 2388
Harf Yetmezliği 15.01.2010 - Hit 2398
Cehennem Başkalarıdır 18.06.2009 - Hit 3006
Kukla 21.04.2009 - Hit 2216
Düş Krokileri 17.01.2009 - Hit 2524
ÖzlüYorum Aşktakal 03.11.2008 - Hit 2752
Yazarın bütün yazıları için tıklayın..

 




ÜYE PANELİ
 Kullanıcı adı :  
Şifre :  
Kod :  
975111
Yeni Kayıt !
Şifremi Unuttum !

BİZİ DESTEKLEYENLER
  • Haber 49 Gazetesi
  • Muş Ovası Gazetesi
  • Muş Manşet Gazetesi
  • Muş Gündem Gazetesi
BAZI ÇALIŞMALARIMIZ
SPONSORLARIMIZ
GEREKLİ BAĞLANTILAR
© Muş Web Portal - Muş İli İnternet Sitesi |  Barındırma Memleket Hosting. Webmaster Mahmut Sönmez
Site içeriği ve fotoğraflar izinsiz olarak kullanılamaz. Site dışından alınan haberlerin kaynağı belirtilmiştir. Sitemize ait haberler kaynak belirtilerek kullanılabilir.
bu sayfa 0.14 saniyede hazırlanmıştır..